21 Eylül 2026 Pazartesi

Avrupa Miras Günleri-Romanya Kültürü-Yılmaz Parlar

 

Avrupa Miras Günleri’nde Romanya Kültürü İstanbul’da Buluştu

Metrohan’da “Kültür – Dil – Kimlik” buluşması,

Ion Țuculescu’nun sanatında Romen halk kültürünün izleri ele alındı

Avrupa Miras Günleri 2026 kapsamında, Romen kültürü ile sanatının önemli isimlerinden ressam Ion Țuculescu İstanbul’da düzenlenen özel bir kültür-sanat programıyla anıldı.

Türkiye-Romanya Kültürel Bağlarına Sanat Üzerinden Katkı

Metrohan’daki buluşma, Türkiye’de yaşayan Romanya kökenli toplulukların kültürel hafızasının korunması açısından da dikkat çekti.

Yıldız İbram’ın koordinasyonunda gerçekleştirilen programda, Romen kültürünün İstanbul’daki izleyiciyle sanat yoluyla buluşturulması hedeflendi.

Etkinliğe Romanya İstanbul Konsolosu Inginur Rustem’in katılımı, programın diplomatik ve kültürel boyutunu da güçlendirdi.

Etkinlik, Türkiye ile Romanya arasındaki kültürel ilişkilerin sanat, akademi ve kültürel miras üzerinden görünür hale getirilmesine yönelik bir buluşma olarak gerçekleştirildi.

Avrupa Miras Günleri kapsamında düzenlenen program, geçmişten gelen kültürel değerlerin günümüz sanat anlayışıyla yeniden ele alınabileceğini ortaya koyarken, Romen halk kültürünün gelecek kuşaklara aktarılması konusunda da dikkat çekici bir örnek oluşturdu.

Canlandır, Israr Et, Hayal Et

18 Eylül 2026 Cuma günü ,Avrupa Miras Günleri kapsamında Beyoğlu Kent Konseyi ve Romanya Kültür Topluluğu iş birliğiyle Beyoğlu Metrohan’da Düzenlenen Etkinliğe Romanya İstanbul Konsolosu Inginur Rustem, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İş İnsanı Kamile Bekdemir başda olmak üzere akademisyen, sanat dünyasından Türkiyeede yaşayan romanya vatandaşları katılım sağladılar. 

Gerçekleştirilen etkinlikte; Romen halk kültürü, dil, kimlik, geleneksel sanat ve Ion Țuculescu’nun eserlerindeki folklorik unsurlar ele alındı.

Avrupa Miras Günleri’nin bu yılki “Risk Altındaki Miras: Canlandır, Israr Et, Hayal Et” teması kapsamında düzenlenen program, Türkiye ile Romanya arasındaki kültürel bağların sanat üzerinden ele alındığı buluşmalardan biri oldu.

Etkinliğin Koordinasyonunu Yıldız İbram Üstlendi

Program, Türkiye’deki Romanya Kültür Topluluğu’nun kurucusu ve Romen-Türk Sanat Derneği Başkanı, seramik ve mücevher sanatçısı ve küratör Yıldız İbram’ın koordinasyonunda gerçekleştirildi.

İbram’ın kültür-sanat çalışmalarındaki temel yaklaşımın, kültürel mirasın yalnızca geçmişte bırakılmış bir değer olarak değil, yaşatılması, paylaşılması ve yeni kuşaklara aktarılması gereken canlı bir miras olarak ele alınması olduğu vurgulandı.

Etkinliğe Romanya İstanbul Konsolosu Inginur Rustem de katıldı. Rustem’in programda yer alması, kültür-sanat buluşmasının Türkiye ile Romanya arasındaki kültürel ilişkiler açısından taşıdığı önemi de ortaya koydu.

Kültür ve Dil, Bir Toplumun Kimliğinin Temelidir

Programın dikkat çeken bölümlerinden biri, Prof. Dalila Özbay’ın “Ressam Ion Țuculescu’nun Sanatında Romen Halk Kültürünün İzleri” başlıklı sunumu oldu.

Romen kökenli Türkiye’de yaşayan bir sanatçı ve akademisyen olarak Romen kültürü üzerine çalışmalar gerçekleştiren Özbay, sunumunda Constantin Brancuşi, Ion Țuculescu ve Eren Eyüboğlu gibi sanatçılar üzerine yaptığı araştırmalardan söz etti.

Özbay, kültür ve dilin toplumların ortak değerlerinin oluşmasındaki önemine dikkat çekerken, halk kültürünün kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel hafızanın önemli bir parçası olduğunu anlattı.

Bilim ve teknolojideki gelişmeler, tarihsel ve politik olaylar, ekonomik şartlar ve şehirleşme gibi süreçlerin toplumların kültürel değerlerinde değişim meydana getirdiğini belirten Özbay, sanatın da bu değişimlerden etkilendiğini ifade etti.

Ion Țuculescu, Bilimden Sanata Uzanan Farklı Bir Yaşam

Ion Țuculescu, 19 Mayıs 1910’da Bükreş’te doğdu ve 27 Temmuz 1962’de hayatını kaybetti.

Resme duyduğu ilginin yanı sıra biyoloji ve tıp eğitimi alan Țuculescu, bilimsel çalışmalarından elde ettiği gözlemleri sanat dünyasına da taşıdı.

Sunumda, sanatçının bilim insanı ve ressam kimliğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Țuculescu’nun eserlerinde doğa, insan, hayvanlar, bitkiler ve geleneksel Romen motiflerinin özgün bir sanat dili içerisinde yeniden yorumlandığı anlatıldı.

Özellikle sanatçının yetiştiği Oltenia bölgesinin kilim, örtü, kıyafet, seramik, çanak ve çömleklerinde bulunan geleneksel motiflerin, onun resimlerinde farklı biçimlerde yeniden ortaya çıktığı ifade edildi.

Halk Kültüründen Modern Sanata

Sunumda Țuculescu’nun sanat yaşamı farklı dönemler üzerinden ele alındı.

Sanat tarihçilerinin değerlendirmelerine göre sanatçının üretimi;

Otodidaktik Eğitim Dönemi,

Dışavurumcu/Ekspresif Dönem,

Folklorik Dönem ve

Totem Dönemi

başlıkları altında incelendi.

Özellikle folklorik ve totem dönemlerinde Romen halk kültüründen gelen sembollerin sanatçının eserlerinde belirgin biçimde öne çıktığı anlatıldı.

Țuculescu’nun resimlerinde insan, bitki, kuş, kelebek ve hayvan formlarının yanı sıra göz, totem ve geometrik biçimlerin de önemli bir yer tuttuğu belirtildi.

Bu sembollerin Romen halk kültürü, mitolojisi ve geleneksel ritüelleriyle ilişkileri üzerinde duruldu.

Romen Kilimlerini Resmetmek İstediğimi Anlıyorum

Sunumda, Țuculescu’nun 1956 yılında sergi defterine yazdığı sanat düşüncelerinden de örnekler paylaşıldı.

Sanatçının kendi eserlerini değerlendirirken Romen kilimlerinden, insanlardan, kuşlardan ve kelebeklerden oluşan bir dünya tasvirinden söz ettiği ve çalışmalarının arkasındaki düşünceyi “kozmik gizem” kavramıyla ilişkilendirdiği aktarıldı.

Bu yaklaşımın, sanatçının geleneksel Romen halk kültürünü modern ve özgün bir sanat diliyle yeniden yorumlama biçimini ortaya koyduğu belirtildi.

Plastik Vasiyetim- Sanatçının Son Mesajı Oldu

Programda Țuculescu’nun yaşamının son döneminde gerçekleştirdiği “Plastik Vasiyetim” adlı eserine de özel yer verildi.

1962 yılında rahatsızlanarak hastaneye yatırılan sanatçının, çalışmalarına devam edebilmek için doktorlarından izin aldığı ve kısa süre içerisinde bu büyük ölçekli eser üzerinde çalıştığı aktarıldı.

Sunumda eser, sanatçının bütün sanat anlayışını özetleyen çalışmalarından biri olarak değerlendirildi.

Țuculescu’nun eserinde iyilik ve kötülük arasındaki çatışmayı sembolik bir anlatımla ele aldığı ve bu çalışmayı Romen toplumuna bıraktığı sanatsal bir vasiyet olarak gördüğü ifade edildi.

Sanatın İçinde Yaşayan Kültürel Hafıza

Etkinliğin temel mesajlarından biri de kültürel mirasın yalnızca korunmasının yeterli olmadığı, aynı zamanda yeniden yorumlanarak gelecek kuşaklara aktarılması gerektiği oldu.

Ion Țuculescu örneği üzerinden Romen halk kültürünün; resim, geleneksel motifler, semboller, mitoloji ve sanat yoluyla çağdaş dünyaya nasıl taşınabileceği anlatıldı.

Bu yönüyle program, yalnızca bir ressamın hayatının ve eserlerinin tanıtıldığı bir etkinlik olmanın ötesine geçerek kültür, dil ve kimlik arasındaki ilişkiyi gündeme taşıdı.

Panel Sonrası Yaratıcı Atölye Çalışması

Panelin ardından etkinliğin ikinci bölümünde atölye çalışması gerçekleştirildi.

Atölyede katılımcıların tamamına küçük eskiz resim kâğıtları dağıtıldı. Katılımcılardan, panelde ele alınan Romen halk kültürü, geleneksel motifler ve Ion Țuculescu’nun sanat anlayışından esinlenerek kendi hayallerindeki motifleri ve desenleri oluşturmaları istendi.

Katılımcıların tamamen kendi yaratıcılıklarıyla hazırladığı çalışmaların her biri farklı bir yorum ortaya koydu. Geleneksel motiflerden esinlenenlerin yanı sıra, kişisel hayal dünyasını yansıtan özgün desen ve biçimlerin de yer aldığı eskizler dikkat çekti.

Kısa süre içerisinde ortaya çıkan birbirinden farklı çalışmalar, Romen kültürünün katılımcıların kendi hayal dünyalarında nasıl yeniden yorumlanabileceğini gösterdi.

Atölyenin sonunda ortaya çıkan eserler bir araya getirildiğinde, birbirinden farklı çizgi, renk, biçim ve motiflerden oluşan oldukça ilginç ve özgün bir çalışma bütünü ortaya çıktı.

Bu bölüm, etkinliği yalnızca dinleyicilerin sunumları takip ettiği bir kültür programı olmaktan çıkararak, katılımcıların sanata doğrudan dahil olduğu interaktif bir buluşmaya dönüştürdü.

yilmazparlar@yahoo.com   

Romanian Culture at European Heritage Days in Istanbul

A “Culture – Language – Identity” Gathering at Metrohan

Traces of Romanian Folk Culture in the Art of Ion Țuculescu Explored

As part of the European Heritage Days 2026, Romanian culture and one of its important artistic figures, painter Ion Țuculescu, were commemorated through a special cultural and artistic program held in Istanbul.

Contributing to Türkiye-Romania Cultural Ties Through Art

The gathering at Metrohan also attracted attention in terms of preserving the cultural memory of communities of Romanian origin living in Türkiye.

Coordinated by Yıldız İbram, the program aimed to bring Romanian culture together with Istanbul audiences through art.

The participation of Inginur Rustem, Consul of Romania in Istanbul, further strengthened the diplomatic and cultural dimension of the event.

The program was held as a gathering aimed at making the cultural ties between Türkiye and Romania more visible through art, academia and cultural heritage.

Held within the framework of the European Heritage Days, the program demonstrated how cultural values inherited from the past can be reconsidered through contemporary artistic approaches, while also providing a notable example of how Romanian folk culture can be passed on to future generations.

Revive, Persist, Imagine

On Friday, September 18, 2026, an event was held at Beyoğlu Metrohan as part of the European Heritage Days, in cooperation with the Beyoğlu City Council and the Romanian Cultural Community.

The event was attended by Inginur Rustem, Consul of Romania in Istanbul, Mahir Polat, Deputy Secretary General of the Istanbul Metropolitan Municipality, businesswoman Kamile Bekdemir, as well as academics, representatives of the art world and Romanian citizens living in Türkiye.

The event addressed Romanian folk culture, language, identity, traditional arts and folkloric elements in the works of Ion Țuculescu.

Organized within this year's European Heritage Days theme, “Heritage at Risk: Revive, Persist, Imagine,” the program was one of the gatherings in which the cultural ties between Türkiye and Romania were explored through art.

Yıldız İbram Undertook the Coordination of the Event

The program was coordinated by Yıldız İbram, founder of the Romanian Cultural Community in Türkiye, President of the Romanian-Turkish Art Association, ceramic and jewelry artist, and curator.

It was emphasized that İbram’s fundamental approach to cultural and artistic activities is to view cultural heritage not merely as a value left in the past, but as a living heritage that must be preserved, shared and passed on to new generations.

Inginur Rustem, Consul of Romania in Istanbul, also attended the event. Rustem’s participation highlighted the importance of the cultural and artistic gathering in terms of cultural relations between Türkiye and Romania.

Culture and Language Are Fundamental to a Society’s Identity

One of the highlights of the program was Prof. Dalila Özbay’s presentation entitled “Traces of Romanian Folk Culture in the Art of Painter Ion Țuculescu.”

As a Romanian-origin artist and academic living in Türkiye who conducts research on Romanian culture, Özbay spoke about her studies on artists including Constantin Brâncuși, Ion Țuculescu and Eren Eyüboğlu.

Özbay emphasized the importance of culture and language in the formation of societies’ shared values, explaining that folk culture is an important component of the cultural memory transmitted from generation to generation.

She noted that developments in science and technology, historical and political events, economic conditions and urbanization can bring about changes in societies’ cultural values, and that art is also influenced by these transformations.

Ion Țuculescu: A Life Spanning Science and Art

Ion Țuculescu was born in Bucharest on May 19, 1910, and died on July 27, 1962.

In addition to his interest in painting, Țuculescu studied biology and medicine, and brought observations gained through his scientific work into the world of art.

The presentation emphasized that the artist’s identity as both a scientist and a painter should be considered together.

It was explained that nature, human beings, animals, plants and traditional Romanian motifs were reinterpreted in Țuculescu’s works through an original artistic language.

In particular, it was noted that traditional motifs found in the rugs, covers, clothing, ceramics, bowls and pottery of the Oltenia region, where the artist grew up, appeared in different forms in his paintings.

From Folk Culture to Modern Art

Țuculescu’s artistic career was examined through different periods during the presentation.

According to art historians’ assessments, the artist’s work can be considered under the following headings:

Autodidactic Education Period

Expressionist Period

Folkloric Period

Totem Period

It was explained that symbols originating from Romanian folk culture became particularly prominent in the artist’s works during his folkloric and totem periods.

In addition to human, plant, bird, butterfly and animal forms, eyes, totems and geometric shapes also played an important role in Țuculescu’s paintings.

The relationship between these symbols and Romanian folk culture, mythology and traditional rituals was also discussed.

I Understand That I Want to Paint Romanian Rugs

The presentation also included examples from Țuculescu’s artistic reflections recorded in his exhibition notebook in 1956.

It was conveyed that, while reflecting on his own works, the artist described a world consisting of Romanian rugs, people, birds and butterflies, and associated the ideas behind his work with the concept of “cosmic mystery.”

This approach was described as reflecting the artist’s way of reinterpreting traditional Romanian folk culture through a modern and original artistic language.

“My Plastic Testament” Became the Artist’s Final Message

The program also devoted special attention to “My Plastic Testament”, a work created by Țuculescu during the final period of his life.

It was explained that after becoming ill and being hospitalized in 1962, the artist received permission from his doctors to continue working and soon began working on this large-scale piece.

During the presentation, the work was described as one of the pieces that summarized the artist’s overall artistic approach.

It was stated that Țuculescu addressed the conflict between good and evil through symbolic expression in the work and regarded it as an artistic testament left to Romanian society.

Cultural Memory Living Within Art

One of the central messages of the event was that protecting cultural heritage alone is not sufficient; it must also be reinterpreted and passed on to future generations.

Through the example of Ion Țuculescu, the program explored how Romanian folk culture can be carried into the contemporary world through painting, traditional motifs, symbols, mythology and art.

In this respect, the program went beyond simply presenting the life and works of a painter and brought the relationship between culture, language and identity to the forefront.

Creative Workshop Following the Panel

The second part of the event featured a creative workshop following the panel.

Small sketch papers were distributed to all participants. They were invited to create their own imagined motifs and patterns, inspired by Romanian folk culture, traditional motifs and Ion Țuculescu’s artistic approach discussed during the panel.

Each work created entirely through the participants’ own creativity offered a different interpretation. Alongside works inspired by traditional motifs, the sketches also featured original patterns and forms reflecting the participants’ personal imagination.

The different works produced within a short period of time demonstrated how Romanian culture could be reinterpreted within the participants’ own imaginative worlds.

At the end of the workshop, the works were brought together, creating a highly interesting and original collective composition consisting of different lines, colors, forms and motifs.

This part of the program transformed the event from a cultural gathering in which participants simply listened to presentations into an interactive meeting in which participants directly engaged with art.

yilmazparlar@yahoo.com   

17 Ağustos 2026 Pazartesi

Gastronomi Turizminin Davosu Gastroshow, 8’inci Kez Düzenleniyor-Yılmaz Parlar

  

Gastronomi Turizminin Davosu Gastroshow, 8’inci Kez Düzenleniyor

 

Türkiye’de 4., dünyada 8. kez düzenlenecek GastroShow, 9-10 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul Taşyapı Etkinlik Merkezi’nde gastronomi, turizm, gıda, yatırım ve iş dünyasının önemli temsilcilerini bir araya getirecek. Gastronomi Turizmi Derneği (GTD) öncülüğünde, Turkuvaz Medya ve Rota Fuar iş birliğiyle gerçekleştirilecek organizasyon, Türk mutfağını ve Türk üreticilerini dünya pazarlarıyla buluşturmayı hedefliyor.



New York’tan Dubai’ye uzanan uluslararası deneyimiyle GastroShow, yalnızca bir gastronomi etkinliği olmanın ötesine geçerek Türkiye’nin global gastronomi ve iş platformlarından biri olma yolunda ilerliyor. T.C. Dışişleri Bakanlığı, T.C. Ticaret Bakanlığı ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle farklı ülkelerde önemli organizasyonlara imza atan GTD, 2000’i aşkın üyesiyle Türk gastronomisinin uluslararası görünürlüğünü artırmaya devam ediyor.

GastroShow 2026’da restoran yöneticileri ve yatırımcılardan üretici ve ihracatçılara, şeflerden turizm profesyonellerine, kamu temsilcilerinden ulusal ve uluslararası medyaya kadar sektörün tüm paydaşları aynı platformda buluşacak. B2B görüşmeler, sektör oturumları ve özel deneyim alanlarıyla GastroShow, yeni iş bağlantıları ve uluslararası iş birlikleri için önemli bir buluşma noktası olacak.

Bu yıl GastroShow’un ana teması “Sıfır Atık” olacak. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünü yaptığı Sıfır Atık yaklaşımından ilhamla hazırlanan organizasyonda; doğal kaynakların korunması, atıkların azaltılması, döngüsel üretim ve sürdürülebilir gastronomi başlıkları sektörün gündemine taşınacak. “Gastronomi, dönüşümün başlangıç noktası” mesajıyla gerçekleştirilecek GastroShow 2026, Türk mutfağının gücünü sürdürülebilirlik vizyonuyla birleştirmeyi hedefliyor.

9-10 Ekim 2026’da İstanbul’da gerçekleşecek GastroShow 2026, Türkiye’nin gastronomi gücünü dünyaya taşımak isteyen markaları, üreticileri ve sektör profesyonellerini aynı çatı altında buluşturacak. Global bağlantılar kurmak, yeni pazarlara ulaşmak ve gastronominin geleceğine yön vermek isteyenler için GastroShow, Türkiye’den dünyaya açılan güçlü bir gastronomi ve iş platformu olmaya hazırlanıyor.

İletişim: 532 – 325- 57 -31

Gastronomi Turizmi Derneği (GTD): Türk mutfağının ve Türk üreticilerinin ulusal ve uluslararası alanda hak ettiği değere ulaşmasını hedefleyen GTD, 2000’i aşkın üyesiyle 10 yılı aşkın süredir gastronomi, turizm ve sürdürülebilirlik alanlarında çalışmalar yürütüyor. Türk gastronomisinin dünyaya tanıtılması ve gastronominin ekonomik bir değere dönüştürülmesi amacıyla ulusal ve uluslararası önemli projelere imza atıyor.

Rota Fuar: Avrupa’nın önde gelen ve en büyük fuarcılık kuruluşları arasında yer alan Rota Fuar, ulusal ve uluslararası ölçekte fuar, etkinlik ve sektörel buluşmalar organize ederek farklı sektörlerden profesyonelleri ve markaları bir araya getiriyor. GastroShow 2026’nın organizasyon ve fuarcılık yapılanmasında önemli paydaşlardan biri olarak yer alıyor.

Turkuvaz Medya: Türkiye’nin önde gelen medya gruplarından biri olan Turkuvaz Medya; televizyon, gazete, dergi, dijital medya, radyo ve yayıncılık alanlarında faaliyet gösteriyor. Geniş medya ağı ve güçlü iletişim gücüyle GastroShow’un ulusal ve uluslararası tanıtımında önemli bir medya partneri olarak konumlanıyor.

14 Ağustos 2026 Cuma

İTO Ağustos 2026 Meclis Toplantısı-Yılmaz Parlar

 

 İTO Ağustos 2026 Meclis Toplantısı

İTO Ağustos Meclis Toplantısı’nda Ekonominin Yol Haritası Gündemdeydi

 Avdagiç, “Enflasyonu düşürürken üretim kapasitemizi korumalıyız”

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) Ağustos 2026 Meclis Toplantısı, 13 Ağustos Perşembe günü gerçekleştirilirken, toplantının ana gündemini Türkiye ekonomisinin önündeki yeni dönem, üretim kapasitesinin korunması, ihracatın sürdürülebilirliği ve reel sektörün finansmana erişimi oluşturdu.

İTO’dan Ekonomiye Net Mesaj

13 Ağustos 2026 tarihli İTO Ağustos Meclis Toplantısı’ndan çıkan temel mesaj, dezenflasyon sürecinin korunurken üretim, yatırım, ihracat ve istihdamın da hedefli politikalarla desteklenmesi gerektiği yönünde oldu.

Avdagiç’in açıklamaları, eylül ayında güncellenmesi beklenen OVP açısından iş dünyasının önceliklerini de ortaya koyarken, Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönemde “enflasyonu düşürürken üretim gücünü kaybetmeme” hedefiyle hareket etmesi gerektiğine işaret etti.

İTO Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç, ekonomide dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini belirtirken, aynı zamanda yüksek finansman maliyetlerinin üretim üzerindeki baskısının azaltılmasının önemine dikkat çekti.

Avdagiç’in değerlendirmelerinin merkezinde, eylül ayında güncellenmesi beklenen Orta Vadeli Program’da (OVP) üretimi korumaya yönelik hedefli ve seçici finansman mekanizmalarının geliştirilmesi önerisi yer aldı.

“Türkiye’nin yeni ekonomik politikası, enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercih yapmak arasında sıkışamaz. İkisini aynı anda gerçekleştirecek seçici, hedefli ve etkili araçlar üretmek zorundayız.”

OVP İçin “Hedefli Üretim Koruma Politikası” Önerisi

Avdagiç, yeni OVP’nin yalnızca enflasyonla mücadele perspektifiyle değil, Türkiye’nin üretim gücünü ve ihracat kapasitesini koruyacak bir anlayışla şekillendirilmesi gerektiğini vurguladı.

İTO Başkanı, burada söz konusu olanın genel bir kredi genişlemesi ya da yeniden enflasyon yaratabilecek bir talep artışı olmadığının altını çizerek, üretim, yatırım ve ihracat kapasitesini koruyacak seçici finansman modellerine ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.

Bu yaklaşımın, dezenflasyon hedefinden taviz vermeden reel sektörün ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeni bir ekonomik denge oluşturması amaçlanıyor.

İş Dünyasından OVP’ye 5 Başlıkta Finansman Önerisi

Avdagiç, yeni dönemde uygulanabilecek finansman politikalarının beş temel başlık üzerinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

1. Üretici ve ihracatçıya uzun vadeli finansman

İhracatçı ve üretici firmaların uzun vadeli, sürdürülebilir ve öngörülebilir finansman kanallarına erişiminin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Avdagiç, Eximbank ve benzeri mekanizmaların yalnızca mevcut ihracatçılara değil, ihracat potansiyeli bulunan üreticilere de daha geniş biçimde ulaşması gerektiğini söyledi.

2. Yatırım kredisi ile işletme sermayesi ayrılmalı

Avdagiç’in ikinci önerisi, yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredilerinin birbirinden ayrılması oldu.

Teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlar için daha uzun vadeli ve daha uygun maliyetli finansman imkanlarının oluşturulması gerektiğini belirtti.

3. Kur–enflasyon dengesine ihracatçı açısından bakılmalı

İTO Başkanı, ihracatçıların maliyet baskısının giderek arttığına dikkat çekerek, döviz dönüşüm desteğinin daha etkili hale getirilmesi gerektiğini savundu.

Kur ile enflasyon arasındaki farkın ihracatçı üzerindeki maliyet baskısını artıran bir yapıya dönüşmemesi gerektiğini belirten Avdagiç, ihracat rekabetçiliğinin korunmasının önemine işaret etti.

4. Üretim ve istihdam üzerindeki yükler yeniden değerlendirilmeli

Vergi ve sosyal güvenlik yükleri konusunda üretim yapan ve istihdam sağlayan işletmelere yönelik seçici düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini belirten Avdagiç, özellikle yüksek istihdam sağlayan ve ihracat yapan sektörlerde maliyet artışlarının istihdam kaybına dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.

5. İthalat politikası sanayi politikasıyla birlikte ele alınmalı

Avdagiç’in beşinci önerisi ise ithalat politikasına ilişkin oldu.

Türkiye’nin üretmediği kritik girdilerde maliyetleri aşağı çekebilecek bir gümrük rejimine ihtiyaç bulunduğunu belirten Avdagiç, yerli üretim kapasitesinin bulunduğu alanlarda ise haksız rekabetin önüne geçilmesi gerektiğini ifade etti.

“Temel Sorun Dezenflasyon Değil, Üretim Kapasitesinin Maliyeti”

İTO Başkanı Avdagiç, sıkı para politikasının enflasyonla mücadelede önemli bir dengeleme sağladığını kabul ederken, bu politikanın reel sektör üzerindeki maliyetinin giderek daha görünür hale geldiğine dikkat çekti.

Yüksek faizlerin işletme sermayesi maliyetlerini artırdığını ve özellikle KOBİ’lerin finansmana erişiminde sorunların devam ettiğini belirten Avdagiç, ekonomik politikanın üretim ayağının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Avdagiç’e göre Türkiye açısından kritik mesele, yalnızca dezenflasyonun gerçekleştirilmesi değil, dezenflasyon sürecinin üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin kontrol altında tutulması.

Emek Yoğun Sektörlere Özel Uyarı

Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal ve makine gibi emek yoğun sektörlerde yüksek finansman maliyetlerinin firmaların fiyat rekabetini zorlaştırdığını belirten Avdagiç, bu sektörlerde kapasite kaybının önlenmesi gerektiğini söyledi.

“Bu sektörlerde kapasite kaybı yaşanmasına hem bugünümüz hem de yarınımız için izin vermemeliyiz.”

Türkiye’nin ihracat gücünün yalnızca dış talebe değil, içerideki üretim kapasitesine, maliyetlere ve finansman koşullarına da bağlı olduğuna dikkat çeken Avdagiç, üretim tabanının korunmasının stratejik önem taşıdığını vurguladı.

Kısa Vadede Dezenflasyon, Orta ve Uzun Vadede Rekabet Gücü

Avdagiç, Türkiye ekonomisinin önündeki temel denklemin giderek daha belirgin hale geldiğini belirterek, kısa vadede dezenflasyon programının korunması gerektiğini; ancak orta ve uzun vadede üretim kapasitesinin ve ihracat rekabetçiliğinin kaybedilmemesi gerektiğini ifade etti.

İTO Başkanı’nın mesajı, ekonomi politikasında iki hedefin birlikte yürütülmesi gerektiği noktasında yoğunlaştı:

Enflasyonla mücadele ve üretim gücünün korunması.

Avdagiç, Türkiye’nin klasik ekonomik kalıplara sıkışmadan kendi çıkış yolunu oluşturabilecek ekonomik birikime ve kapasiteye sahip olduğunu belirterek, iş dünyasının ekonomik politikalarda atılacak yeni adımların hızlandırılmasına yönelik beklentisini de ortaya koydu.

yilmazparlar@yahoo.com

ITO  August 2026 Assembly Meeting

ITO August Assembly Meeting Focuses on Türkiye’s Economic Roadmap

Avdagic, “We Must Fight Inflation While Protecting Production Capacity”

The August 2026 Assembly Meeting of the Istanbul Chamber of Commerce (ITO) was held on Thursday, August 13, with Türkiye’s economic outlook, the protection of production capacity, sustainable exports and access to finance for the real sector among the main topics on the agenda.

ITO’s Clear Message to Economic Policymakers

The main message emerging from the August 13, 2026 ITO Assembly Meeting was that Türkiye should continue its fight against inflation while simultaneously supporting production, investment, exports and employment through targeted economic policies.

Avdagiç’s remarks also highlighted the expectations of the business community ahead of the anticipated September update to the Medium-Term Program.

The strategic objective can be summarized in one sentence:

Reduce inflation — but do not sacrifice Türkiye’s production capacity and export competitiveness in the process.

ITO Chairman Şekib Avdagiç emphasized that the disinflation process should continue decisively, while also stressing the need to reduce the pressure that high financing costs are placing on production.

At the center of Avdagiç’s remarks was a proposal for the Medium-Term Program (MTP), expected to be updated in September, to introduce targeted and selective financing mechanisms aimed at protecting production.

“Türkiye’s new economic policy cannot be trapped between the choice of reducing inflation and protecting production. We must develop selective, targeted and effective instruments that achieve both simultaneously.”

A “Targeted Production Protection Policy” for the New MTP

Avdagiç stressed that the new MTP should not focus solely on combating inflation, but should also protect Türkiye’s production strength and export capacity.

He emphasized that the proposal does not mean a return to broad-based credit expansion or demand stimulus that could reignite inflation. Instead, he called for selective financing models designed to protect production, investment and export capacity.

The objective is to establish a new economic balance that supports the real sector without compromising the disinflation strategy.

Five Financing Priorities for the Business World

Avdagiç outlined five areas that he believes should form the basis of financing mechanisms under the new economic framework.

1. Long-Term Financing for Producers and Exporters

He called for stronger, sustainable and predictable financing channels for exporting and manufacturing companies.

According to Avdagiç, institutions such as Eximbank should reach not only existing exporters but also manufacturers with export potential.

2. Separate Investment Loans from Working Capital

Avdagiç also proposed separating investment financing from working-capital loans.

He argued that technology investments, projects that create export capacity and investments reducing dependence on imported inputs should have access to longer-term and more affordable financing.

3. A More Effective Exchange Rate Mechanism

Another key issue was the pressure faced by exporters as costs rise.

Avdagiç called for more effective mechanisms to balance the exchange-rate and inflation dynamics, arguing that foreign-exchange conversion support should become more meaningful and help protect export competitiveness.

4. Targeted Support for Production and Employment

Avdagiç also called for selective measures concerning tax and social-security burdens on companies that produce and employ workers.

He particularly emphasized the need to prevent rising costs in employment-intensive and export-oriented sectors from turning into job losses.

5. Import Policy Should Support Industrial Strategy

The fifth proposal concerned import policy.

Avdagiç argued that Türkiye should adopt customs policies that reduce the cost of critical inputs not produced domestically, while preventing unfair competition in sectors where domestic production capacity already exists.

“The Main Problem Is Not Disinflation, but Its Cost to Production Capacity”

Avdagiç acknowledged that tight monetary policy has provided an important balancing effect in the fight against inflation.

However, he warned that the cost of this policy for the real economy is becoming increasingly visible.

High interest rates are increasing working-capital costs, while access to finance remains a significant challenge, particularly for SMEs.

According to Avdagiç, the critical issue for Türkiye is not simply achieving disinflation, but controlling the rising cost of the disinflation process on production capacity.

Warning on Labor-Intensive Industries

Avdagiç also highlighted the pressure faced by labor-intensive sectors such as textiles, ready-to-wear, furniture, metal and machinery.

High financing costs are making it increasingly difficult for companies in these sectors to compete on price, he noted, warning that capacity losses must be prevented.

“We must not allow capacity losses in these sectors, both for our present and our future.”

He stressed that sustainable exports depend not only on external demand, but also on Türkiye’s domestic production capacity, cost structure and financing conditions.

Disinflation in the Short Term, Competitiveness in the Long Term

Avdagiç stated that the economic equation facing Türkiye is becoming increasingly clear.

In the short term, the country must preserve the disinflation process. In the medium and long term, however, Türkiye cannot afford to lose production capacity or export competitiveness.

The central message of his remarks was therefore clear:

Türkiye must fight inflation without weakening its production base.

Avdagiç also underlined that Türkiye has the economic experience and capacity to develop its own path without becoming trapped within conventional economic models.

yilmazparlar@yahoo.com

12 Ağustos 2026 Çarşamba

BULTÜRK’ten Tarihe Hafıza Köprüsü-Yılmaz Parlar

  

BULTÜRK’ten Tarihe Hafıza, Geleceğe Barış Mesajı

Türk Dünyasının Acıları Belgeler, Kitaplar ve Belgesellerle Gelecek Kuşaklara Aktarılıyor

Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği (BULTÜRK), Türk dünyasının farklı coğrafyalarında yaşanan acıları, zorunlu göçleri, kültürel kayıpları ve insan hakları ihlallerini tarihî hafıza perspektifiyle ele alan çalışmalarıyla dikkat çekiyor.

Derneğin kitap, sempozyum, konferans, araştırma ve belgesel çalışmaları, geçmişin unutulmaması kadar geleceğin daha barışçıl bir anlayış üzerine kurulmasına yönelik önemli bir sivil toplum örneği ortaya koyuyor.

2003 yılında kurulan BULTÜRK, Bulgaristan Türklerinin tarihini, kültürünü ve kimliğini yaşatmanın yanı sıra Türkiye ile Bulgaristan arasında siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel bir köprü olmayı amaçlıyor. Dernek, Türk Dünyası ile gönül bağlarını güçlendirmeyi ve tarihî mirası yeni nesillere aktarmayı temel çalışma alanları arasında görüyor.

Geçmişi Hatırlamak, Geleceği İnşa Etmek

BULTÜRK’ün çalışmalarında dikkat çeken en önemli yaklaşım, tarihî acıların yalnızca geçmişin yaraları olarak görülmemesi.

Dernek tarafından hazırlanan “Türk Dünyasında Soykırımlar” adlı eser; farklı coğrafyalarda yaşanan acıları, sürgünleri, etnik temizlikleri, zorunlu göçleri, kültürel asimilasyonları ve insan hakları ihlallerini ele alıyor. 70’i aşkın yazarın katkılarıyla hazırlanan çalışmada Balkanlar, Kafkasya, Kırım, Ahıska, Kerkük, Kıbrıs, Doğu Türkistan, Çuvaşistan, Gagavuz Yeri, Sekeller ve Trakya gibi farklı bölgelerde yaşanan tarihî süreçler disiplinlerarası bir bakış açısıyla inceleniyor.

Bu çalışmaların taşıdığı anlam yalnızca geçmişte yaşananları anlatmak değil; aynı acıların yeniden yaşanmaması için tarihî hafızayı canlı tutmak.

Geçmişin acılarını hatırlamak, kin üretmek zorunda değildir. Aksine tarihî gerçekleri bilmek; toplumların birbirini daha iyi anlamasına, insan haklarının değerinin kavranmasına ve gelecek kuşakların daha barışçıl bir dünya kurmasına katkı sağlayabilir.

Soykırımların hafızası, barışın vicdanına dönüşebilir.

BULTÜRK’ün yaklaşımında tarih, geleceğe karşı bir hesaplaşma aracı olmaktan çok geleceği daha doğru kurabilmenin hafızası olarak öne çıkıyor.

“Türk Dünyasında Soykırımlar” Kitabı ve Sergisi

BULTÜRK Genel Başkanı Rafet Ulutürk ile gerçekleştirilen söyleşide de derneğin bu çalışmasının önemi öne çıktı.

BULTÜRK tarafından hazırlanan “Türk Dünyasında Soykırımlar” kitabının tanıtımı ve sergi açılışı 27 Haziran Cumartesi günü Bayrampaşa BAYGEM Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Programa Bulgaristan’ın önceki dönem Tarım ve Orman Bakanı İvan Hristanov, Bayrampaşa Belediye Başkan Vekili İbrahim Akın, Azerbaycan’dan Sosyal Stratejik Çalışmalar ve Analitik Araştırmalar Merkezi Başkanı İlgar Hüseynli ve Başkan Vekili Farhad Gashamli ile çok sayıda davetli katıldı.

Türk dünyasının farklı bölgelerinde yaşanan tarihî olaylara ilişkin belgeler ve görsel materyaller de ziyaretçilerin ilgisine sunuldu.

Rafet Ulutürk’ün Öncülüğünde Güçlü Bir Sivil Toplum Çalışması

BULTÜRK Genel Başkanı Rafet Ulutürk, derneğin tarih, kültür, araştırma ve sivil toplum faaliyetlerini bir arada yürüten anlayışında önemli bir rol üstleniyor.

Derneğin kuruluşundan bugüne gerçekleştirdiği yüzlerce konferans, panel, seminer, kültürel etkinlik ve uluslararası toplantının yanı sıra yayın faaliyetleri de dikkat çekiyor.

2013 yılında kurulan Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi ile çalışmalarını bilimsel zemine taşıyan BULTÜRK, çok sayıda kitap, araştırma ve akademik çalışma ortaya koydu.

Rafet Ulutürk’ün yönetimindeki BULTÜRK’ün çalışmalarında yalnızca geçmişin anlatılması değil, Türk Dünyası arasında bilgi, kültür ve dayanışma bağlarının güçlendirilmesi hedefleniyor.

Aysu Akbaş’ın Çalışmaları

BULTÜRK Genel Sekreteri Aysu Akbaş da derneğin yayın, konferans, araştırma ve kültürel projelerinde aktif rol üstlenen isimlerden biri olarak öne çıkıyor.

“Türk Dünyasında Soykırımlar” kitabının editörlüğünü yapan Akbaş, farklı coğrafyalardan gelen çalışmaların bir araya getirilmesinde önemli görev üstlendi.

Bu çalışmalar, BULTÜRK’ün yalnızca etkinlik düzenleyen bir yapı olmadığını; araştırma, yayıncılık, eğitim ve kültürel hafıza alanlarında da uzun soluklu faaliyet yürüttüğünü ortaya koyuyor.

“Kırcaali Efsanesi” ile Tarih Gençlerle Buluşuyor

BULTÜRK’ün tarihî hafıza çalışmalarının önemli ayaklarından birini de “Kırcaali Efsanesi” belgeseli oluşturuyor.

“Rumeli’ye Geçiş Konferansı ve Kırcaali Efsanesi Belgesel Gösterimi” projesi kapsamında Türkiye'nin farklı şehirlerinde 50’yi aşkın lisede binlerce öğrenciyle buluşuldu. Bursa, Çanakkale, Kırklareli, Tekirdağ, Kütahya, Bilecik, Sakarya ve Kocaeli gibi şehirlerde öğrencilerle tarihî ve kültürel bilgiler paylaşılırken belgesel gösterimleri gerçekleştirildi.

Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi ve Sakarya Üniversitesi'ndeki programlarda da yüzlerce öğrenciyle bir araya gelindi.

Bu yönüyle proje, tarihî bilgilerin yalnızca kitaplarda kalmaması; gençlerin geçmişlerini öğrenerek geleceğe daha bilinçli bakmaları açısından önem taşıyor.

BULTÜRK’ten Bir İlk: Türk Cumhurbaşkanı Adayı Sali Şaban

BULTÜRK’ün Türk Dünyasına yönelik çalışmalarındaki en dikkat çekici adımlardan biri de Bulgaristan’da bir Türk’ü Cumhurbaşkanı adayı göstermesi oldu.

Dernek, 2011 yılında Sali Şaban’ı Cumhurbaşkanı adayı göstererek, Türk toplumunun siyasi temsil ve demokratik katılım alanında önemli bir ilke imza attı.

BULTÜRK kaynaklarında bu adaylığın Bulgaristan tarihinde bir Türk Cumhurbaşkanı adayının seçimlere katılması açısından önemli bir dönüm noktası olduğu ve yaklaşık 50 bin oy aldığı belirtiliyor.

BULTÜRK açısından bu girişim yalnızca bir seçim çalışması olarak görülmüyor. Bulgaristan Türklerinin siyasi, ekonomik ve kültürel haklarının güçlendirilmesi, demokratik süreçlere daha etkin katılması ve kendi geleceği üzerinde söz sahibi olması yönündeki çalışmaların önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Bu yönüyle Sali Şaban’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı, BULTÜRK’ün yalnızca kültürel faaliyetler gerçekleştiren bir dernek olmadığını; gerektiğinde siyasi temsil, demokratik katılım ve toplumsal farkındalık alanlarında da sorumluluk üstlendiğini gösteren önemli örneklerden biri olarak öne çıkıyor.

Birleştiren ve Kucaklayan Bir Anlayış

BULTÜRK yönetiminin çalışmalarında dikkat çeken temel mesajlardan biri de ayrıştırıcı değil, birleştirici bir anlayışın vurgulanması.

Dernek, siyasi görüşü, düşüncesi veya sosyal konumu ne olursa olsun Türk milletinin ortak değerleri etrafında buluşan herkese kapısını açık tutuyor.

Bu yaklaşım; ayrıştırmak yerine birleştirmek, ötekileştirmek yerine kucaklamak ve geçmişten güç alarak geleceğe yürümek üzerine kuruluyor.

Tarih unutulmasın; ancak tarih yeni düşmanlıkların gerekçesi de olmasın.

Yaşanan acıların belgelenmesi, mağdurların hatırasının yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması; insanlığın ortak vicdanını güçlendirecek bir bilinç oluşturabilir.

Yılmaz Parlar’a BULTÜRK’ten Başarı Plaketi

BULTÜRK’ün Türk Dünyasına yönelik çalışmalarının bir başka anlamlı yansıması ise basın ve medya alanında Türk Dünyasının tanıtımına yönelik çalışmalar yapan Yılmaz Parlar’a başarı kupa plaketinin takdim edilmesi oldu.

Etkinliğe katılamaması nedeniyle plaket, 11 Ağustos 2026 Salı günü BULTÜRK’ün Aksaray’daki dernek ofisinde Genel Başkan Rafet Ulutürk tarafından kendisine takdim edildi.

Bu buluşmada gerçekleştirilen söyleşide BULTÜRK’ün farklı coğrafyalardaki Türk topluluklarının tarihini, kültürünü ve yaşadığı sorunları gündeme taşıyan çalışmalarına da değinildi.

Tarihî Hafıza Geleceğe Işık Tutsun

BULTÜRK’ün çalışmaları üzerinden ortaya çıkan en güçlü mesajlardan biri şu:

Geçmişi bilmek, geçmişte yaşamak değildir.

Acıları hatırlamak, yeni acılar üretmek anlamına gelmez. Aksine yaşananları doğru belgelerle ortaya koymak; mağdurların hatırasına saygı göstermek, insan haklarının değerini anlamak ve gelecek nesillere daha barışçıl bir dünya bırakmak için önemli bir sorumluluktur.

Türk Dünyasının farklı coğrafyalarında yaşanan sürgünler, göçler ve insan hakları ihlallerinin belgelenmesi, yalnızca bir topluluğun değil, insanlığın ortak hafızasının korunmasına yapılan bir katkı olarak değerlendirilebilir.

BULTÜRK’ün kitapları, konferansları, araştırmaları ve “Kırcaali Efsanesi” gibi belgesel çalışmaları bu hafızayı genç kuşaklarla buluştururken, ortaya konulan temel yaklaşım geçmişten geleceğe uzanan bir köprü kuruyor.

Unutmamak; kin için değil, aynı acıların bir daha yaşanmaması için.

Ve tarihî hafızanın en değerli amacı belki de tam olarak budur:

Geçmişin acılarından geleceğin barışını inşa edebilmek.

yilmazparlar@yahoo.com

BULTÜRK Sends a Message of Historical Memory for the Past and Peace for the Future

The Suffering of the Turkic World Is Being Passed on to Future Generations Through Documents, Books and Documentaries

The Bulgarian Turks Culture and Service Association (BULTÜRK) is drawing attention with its work addressing the suffering, forced migrations, cultural losses and human rights violations experienced in different regions of the Turkic world from the perspective of historical memory.

Through its books, symposiums, conferences, research projects and documentaries, the association is not only preserving the memory of the past but also presenting an important civil society example aimed at building a more peaceful understanding of the future.

Founded in 2003, BULTÜRK aims to preserve the history, culture and identity of Bulgarian Turks while also serving as a political, economic, social and cultural bridge between Türkiye and Bulgaria. Strengthening ties with the Turkic World and transferring historical heritage to future generations are among the association’s principal areas of activity.

Remembering the Past, Building the Future

One of the most significant aspects of BULTÜRK’s work is its approach to historical suffering—not simply as wounds of the past, but as part of a collective memory that can contribute to a more peaceful future.

The association’s work titled “Genocides in the Turkic World” examines suffering, forced migration, ethnic cleansing, cultural assimilation and human rights violations experienced in different geographical regions. Prepared with contributions from more than 70 authors, the work examines historical developments in regions including the Balkans, Caucasus, Crimea, Ahıska, Kirkuk, Cyprus, East Turkestan, Chuvashia, Gagauzia, the Székely region and Thrace from an interdisciplinary perspective.

The purpose of these studies is not simply to recount past suffering, but to keep historical memory alive so that the same tragedies are not repeated.

Remembering suffering does not necessarily mean producing hatred. On the contrary, understanding historical realities can help societies understand one another better, strengthen awareness of human rights and enable future generations to build a more peaceful world.

The memory of genocides can become the conscience of peace.

For BULTÜRK, history is presented not primarily as an instrument of confrontation with the future, but as a memory that can help build the future more wisely.

“Genocides in the Turkic World”: Book and Exhibition

During an interview with BULTÜRK President Rafet Ulutürk, the importance of the association’s latest historical memory project was also highlighted.

The presentation and exhibition opening of BULTÜRK’s book “Genocides in the Turkic World” took place on Saturday, June 27, at the Bayrampaşa BAYGEM Mehmet Akif Ersoy Cultural Center.

The event was attended by former Bulgarian Minister of Agriculture and Forestry Ivan Hristanov, Bayrampaşa Deputy Mayor İbrahim Akın, İlgar Hüseynli, President of the Center for Social Strategic Studies and Analytical Research in Azerbaijan, Vice President Farhad Gashamli and numerous guests.

Historical documents and visual materials concerning events in different regions of the Turkic world were also presented to visitors.

A Strong Civil Society Initiative Under Rafet Ulutürk’s Leadership

BULTÜRK President Rafet Ulutürk stands out as a leading figure in the association’s approach, which brings together history, culture, research and civil society activities.

Since its establishment, the association has organized hundreds of conferences, panels, seminars, cultural programs and international meetings, alongside its publishing activities.

With the establishment of the Bulgarian Strategic Research Center in 2013, BULTÜRK further developed its work on a scientific basis and produced numerous books, research studies and academic publications.

Under Rafet Ulutürk’s leadership, BULTÜRK focuses not only on preserving the past but also on strengthening bonds of knowledge, culture and solidarity throughout the Turkic World.

Aysu Akbaş and Her Contribution to the Work

BULTÜRK Secretary General Aysu Akbaş is another prominent figure actively involved in the association’s publishing, conference, research and cultural projects.

As editor of the book “Genocides in the Turkic World,” Akbaş played an important role in bringing together contributions from different geographical regions.

These activities demonstrate that BULTÜRK is not simply an organization that holds events; it also carries out long-term work in research, publishing, education and cultural memory.

History Meets Young People Through the “Legend of Kardzhali”

Another important element of BULTÜRK’s historical memory initiatives is the documentary “The Legend of Kardzhali.”

As part of the “Passage to Rumelia Conference and The Legend of Kardzhali Documentary Screening” project, the association reached thousands of students at more than 50 high schools in different Turkish cities. In cities including Bursa, Çanakkale, Kırklareli, Tekirdağ, Kütahya, Bilecik, Sakarya and Kocaeli, students were introduced to historical and cultural information alongside documentary screenings.

Hundreds of students also attended programs at Yıldız Technical University, Istanbul Medeniyet University and Sakarya University.

The project is significant because it ensures that historical knowledge does not remain only in books, but reaches young people and helps them understand their past and look toward the future with greater awareness.

A First for BULTÜRK: Turkish Presidential Candidate Sali Şaban

One of the most remarkable steps in BULTÜRK’s work in the Turkic World was its decision to put forward a Turkish candidate for the presidency in Bulgaria.

In 2011, the association supported Sali Şaban as a presidential candidate, marking what BULTÜRK describes as an important milestone in the political representation and democratic participation of the Turkish community.

According to BULTÜRK’s information, the candidacy represented an important turning point as a Turkish presidential candidate participated in the elections in Bulgaria, receiving approximately 50,000 votes.

For BULTÜRK, this initiative was more than an electoral campaign. It formed part of the association’s broader efforts to strengthen the political, economic and cultural rights of Bulgarian Turks, encourage greater democratic participation and enable the community to have a stronger voice in shaping its own future.

In this respect, Sali Şaban’s presidential candidacy stands as one of the most significant examples demonstrating that BULTÜRK is not limited to cultural activities, but also takes responsibility in areas of political representation, democratic participation and social awareness.

An Approach That Unites and Embraces

Another central message in BULTÜRK’s work is its emphasis on unity rather than division.

The association states that its doors remain open to everyone who comes together around the common values of the Turkish nation, regardless of political opinion, worldview or social status.

Its approach is based on uniting rather than dividing, embracing rather than excluding, and moving toward the future by drawing strength from the past.

History should not be forgotten—but neither should history become a justification for new hostility.

Documenting suffering, preserving the memory of victims and passing that knowledge on to future generations can help strengthen the common conscience of humanity.

BULTÜRK Presents Achievement Plaque to Yılmaz Parlar

Another meaningful reflection of BULTÜRK’s efforts toward the Turkic World was the presentation of an achievement trophy plaque to Yılmaz Parlar for his work in the press and media aimed at promoting the Turkic World.

As he was unable to attend the event, the plaque was presented to him on Tuesday, August 11, 2026, at BULTÜRK’s association office in Aksaray by President Rafet Ulutürk.

During the meeting, the conversation also focused on BULTÜRK’s work bringing the history, culture and challenges of Turkic communities in different regions to public attention.

Let Historical Memory Illuminate the Future

One of the strongest messages emerging from BULTÜRK’s work is this:

Knowing the past does not mean living in the past.

Remembering suffering does not mean creating new suffering. On the contrary, documenting what happened accurately, respecting the memory of victims, understanding the value of human rights and leaving future generations a more peaceful world are important responsibilities.

Documenting the forced migrations, displacements and human rights violations experienced in different regions of the Turkic World can therefore be seen not only as a contribution to one community, but also as a contribution to preserving the common memory of humanity.

Through its books, conferences, research projects and documentaries such as “The Legend of Kardzhali,” BULTÜRK is bringing this memory to younger generations and building a bridge from the past to the future.

Remembering—not for hatred, but so that the same suffering is never experienced again.

Perhaps that is the most valuable purpose of historical memory:

To build the peace of the future from the lessons of the past.

yilmazparlar@yahoo.com