7 Kasım 2026 Cumartesi

9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi İstanbul’da Başarıyla Gerçekleştirildi-Yılmaz Parlar

  

Bilim Dünyası, Kamu ve Gıda Sektörü Güvenli Gıdanın Geleceği İçin Buluştu

Güvenli gıdaya erişim yalnızca bir tüketici hakkı değil, toplum sağlığının, ekonomik gücün ve sürdürülebilir kalkınmanın temel şartı.

Tarladan sofraya uzanan süreçte gıdanın güvenilirliğini korumak; üreticiden tüketiciye, bilim dünyasından kamu kurumlarına kadar herkesin ortak sorumluluğunu oluşturuyor.

Bu önemli sorumluluk, 5-6 Kasım 2026 tarihlerinde İstanbul Grand Cevahir Hotel & Kongre Merkezi’nde düzenlenen 9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi ile ulusal ve uluslararası düzeyde kapsamlı biçimde ele alındı.

Türk Gıda Güvenliği Derneği ve Papyon Organizasyon Reklam Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti. organizasyonunda gerçekleştirilen kongre, bilim insanlarını, kamu temsilcilerini, akademisyenleri, gıda sektörü profesyonellerini ve uluslararası kuruluşların temsilcilerini aynı platformda buluşturdu.

“Güvenli Gıdaya Erişim: Herkesin Hakkı, Herkesin Sorumluluğu” temasıyla düzenlenen kongrede, gıda güvenliğinin bugünü ve geleceği; bilimsel araştırmalar, teknolojik yenilikler, sektörel deneyimler ve uygulama örnekleri ışığında değerlendirildi.

Açılışta Türkiye’nin Üretim Gücü ve Küresel İş Birliği Mesajları

Kongrenin açılış bölümünde Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda Kodeks ve Yem Mevzuatı Daire Başkanı Selim Kaplan, Türkiye’nin gıda üretimi ve ihracat kapasitesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Programda Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın açılış konuşması yer almasına rağmen, açılışta Bakanlığı temsilen konuşmayı Selim Kaplan gerçekleştirdi.

Kaplan, gıdanın küresel ölçekte stratejik öneminin giderek arttığına dikkat çekerek Türkiye’nin üretim altyapısı, gelişmiş gıda sanayisi ve mevzuat sistemiyle yaklaşık 200 ülkeye ihracat gerçekleştiren güçlü bir konumda bulunduğunu vurguladı.

Gıda güvenliğinde kamu denetiminin yanı sıra tüketici bilincinin de belirleyici olduğunu ifade eden Kaplan, gıda okuryazarlığının geliştirilmesine yönelik çalışmalara değindi.

Uluslararası Gıda Koruma Birliği (IAFP) Başkanı Dr. Manan Sharma ise kuruluşun dünya genelinde 4.500’ü aşkın gıda güvenliği profesyonelini bir araya getiren uluslararası yapısını ve bilimsel bilgi paylaşımını güçlendirme misyonunu anlattı. Eğitim programları, bilimsel yayınlar ve mesleki iş birlikleriyle küresel gıda güvenliğine katkı sunduklarını belirten Sharma, Türk Gıda Güvenliği Derneği ile IAFP arasındaki iş birliğinin önemine dikkat çekti.

Türk Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Filis Gergerli, gıda güvenliğinin toplum sağlığının ötesinde ekonomik kalkınma, üretimde süreklilik ve uluslararası ticaret açısından da taşıdığı önemi ortaya koydu.

Konuşmasında güvenli olmayan gıdaların yol açtığı hastalıklar ve ekonomik kayıplara ilişkin küresel verilere değinen Gergerli, gıda güvenliğine yapılan yatırımların ülkelerin gelişimi ve ekonomik dayanıklılığı açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

Dr. Samim Saner: Gıda Güvenliğinde Öngörücü Sistemler Dönemi

Kongre Başkanı Dr. Samim Saner, gıda güvenliğinde geleneksel kontrol anlayışının yeni teknolojilerle güçlendirilmesi gerektiğine işaret etti. Üretim süreçlerinde giderek büyüyen veri hacminin doğru değerlendirilmesinin önemini vurgulayan Saner, yapay zekâ ve veri analitiğinin riskleri daha erken aşamada belirleme ve olası sorunları önceden öngörme potansiyeline dikkat çekti.

Saner’in yaklaşımına göre gıda güvenliği sistemleri artık yalnızca ortaya çıkmış bir sorunu tespit etmekle yetinmemeli; güvenliği tehdit edebilecek değişimleri önceden fark ederek önleyici adımların atılmasına da imkân sağlamalı.

Oxford Üniversitesi’nden Gastrofizik Perspektifi

Kongrenin açılış konferansında Oxford Üniversitesi’nden Prof. Charles Spence, gastrofizik alanındaki çalışmalarını katılımcılarla paylaştı.

Yeme deneyiminin yalnızca tat alma duyusundan ibaret olmadığını bilimsel araştırmalarla ortaya koyan Spence; görme, koku, işitme, doku ve çevresel faktörlerin lezzet algısını nasıl şekillendirdiğini anlattı.

Böylece gıda konusunun yalnızca üretim ve güvenlik süreçlerinden değil, insan algısı ve tüketici deneyiminden de değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.

Tüketicinin Güvenli Gıda Beklentisi de Gündemdeydi

Kongrede tüketici hakları ve toplum sağlığı boyutu da ele alındı. Tüketiciler Derneği (TÜDER) Genel Başkanı Levent Küçük, tüketicilerin piyasada sunulan ürünlerin yasal standartlara uygun ve güvenilir olmasını beklediğini vurguladı.

Küçük’ün değerlendirmelerinde merdiven altı üretimin önlenmesi, taklit ve tağşişle mücadelede caydırıcı yaptırımların uygulanması ve pestisit kalıntıları konusunda etkin denetim yapılması öne çıktı.

Kamu kurumlarının yanı sıra belediyeler, meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin de sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğine dikkat çekti.

Gıda Güvenliğinin Tüm Boyutları Bilimsel Oturumlarda Ele Alındı

İki gün süren kongre programı, gıda güvenliğini yalnızca tek bir başlık altında değerlendirmek yerine üretimden tüketime kadar uzanan geniş bir perspektifle ele aldı.

Yapay zekâ ve dijitalleşme, gıda zincirinde izlenebilirlik, mikrobiyolojik riskler, gıda sahtekârlığı ve ürün orijinalliği, yeni analiz yöntemleri, kimyasal kalıntılar, biyokoruma, hijyenik riskler, gıda mevzuatı ve bilimsel temelli risk değerlendirmeleri oturumların öne çıkan konuları arasında yer aldı.

İklim değişikliğinin tarım ve gıda sistemleri üzerindeki etkileri, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir üretim, Tek Sağlık yaklaşımı, yeni gıda teknolojileri ve tedarik zincirinin krizlere karşı dayanıklılığı da farklı disiplinlerden uzmanların katkılarıyla değerlendirildi.

Akademi ve sektör temsilcilerinin bilimsel sunumları, panel tartışmaları ve uygulama örnekleriyle zenginleşen programda, genç araştırmacıların bilimsel makale ve poster çalışmaları da yer buldu.

Genç araştırmacılar için düzenlenen yarışma ve ödül programı, yeni bilimsel çalışmaların teşvik edilmesi açısından kongrenin dikkat çeken bölümlerinden biri oldu.

Türk Gıda Güvenliği Derneği ve Papyon Organizasyon’a Başarılı Organizasyon

Gıda güvenliği gibi toplum sağlığını, ekonomik gelişimi ve uluslararası ticareti doğrudan ilgilendiren bir alanda böylesine kapsamlı bir bilimsel buluşmanın gerçekleştirilmesi önemli bir organizasyon başarısı olarak öne çıktı.

2004 yılında kurulan Türk Gıda Güvenliği Derneği, tüketicilerden üreticilere, kamu kurumlarından akademisyenlere kadar farklı paydaşları “tarladan sofraya” gıda güvenliği ortak paydasında buluşturma hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Derneğin bilimsel bilgi paylaşımını, tüketici bilincini ve ulusal-uluslararası iş birliklerini geliştirmeye yönelik yaklaşımı, kongrenin içeriğine de yansıdı.

Organizasyonun diğer önemli paydaşı Papyon Organizasyon Reklam Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti. ise kongrenin kapsamlı programının hayata geçirilmesinde üstlendiği organizasyon çalışmalarıyla takdiri hak etti.

Bilimsel içeriğin uluslararası katılımla buluştuğu böyle bir etkinliğin başarılı biçimde gerçekleştirilmesi, güçlü koordinasyonun ve profesyonel organizasyon anlayışının önemini bir kez daha ortaya koydu.

Güvenli Gıda, Ortak Geleceğin Teminatı

9.Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi, gıdanın yalnızca sofraya ulaşan bir ürün olmadığını; insan sağlığı, ekonomik güvence, üretim kapasitesi, çevresel sürdürülebilirlik ve toplumsal refahla doğrudan bağlantılı stratejik bir alan olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Kongrede öne çıkan ortak değerlendirme, güvenli gıdanın yalnızca denetimlerle değil; bilimsel bilgi, güçlü mevzuat, teknolojik gelişim, sorumlu üretim, bilinçli tüketim ve uluslararası iş birliğiyle korunabileceği yönündeydi.

İstanbul’da iki gün boyunca gerçekleştirilen bilimsel buluşma, farklı uzmanlık alanlarını aynı hedef etrafında bir araya getirerek gıda güvenliğinin geleceğine yönelik önemli bir bilgi ve iş birliği zemini oluşturdu.

yilmazparlar@yahoo.com

9th International Food Safety Congress Successfully Held in Istanbul

Scientists, Public Authorities and Food Industry Professionals Gather to Shape the Future of Food Safety

Access to safe food is not merely a consumer right; it is a fundamental requirement for public health, economic strength and sustainable development. Protecting food safety throughout the journey from farm to table is a shared responsibility that involves producers, consumers, scientists, industry professionals and public authorities.

This shared responsibility was at the heart of the 9th International Food Safety Congress, held on 5–6 November 2026 at the Grand Cevahir Hotel & Congress Center in Istanbul.

Organized by the Turkish Food Safety Association and Papyon Organization Advertising Tourism Industry and Trade Co. Ltd., the congress brought together scientists, academics, public-sector representatives, international organizations and professionals from the food industry.

Under the theme “Access to Safe Food: Everyone’s Right, Everyone’s Responsibility,” the two-day event addressed current challenges and future developments in food safety through scientific research, technological innovation, industry experience and practical applications.

Opening Sessions Highlight Türkiye’s Food Production Strength and International Cooperation

During the opening session, Selim Kaplan, Head of the Food Codex and Feed Legislation Department at the Ministry of Agriculture and Forestry, delivered remarks on behalf of the Ministry, highlighting Türkiye’s food production capacity and export strength.

Although the congress programme listed Minister of Agriculture and Forestry İbrahim Yumaklı for the opening address, Selim Kaplan delivered the speech representing the Ministry. He emphasized the growing strategic importance of food in the global landscape and noted that Türkiye has established a strong position through its production infrastructure, advanced food industry and comprehensive regulatory framework. He also highlighted the importance of consumer awareness, alongside public oversight, and the Ministry’s efforts to improve food literacy.

Dr. Manan Sharma, President of the International Association for Food Protection (IAFP), introduced the organization’s international work to strengthen scientific knowledge-sharing and cooperation in food safety. Noting that IAFP brings together more than 4,500 food safety professionals worldwide, Sharma highlighted its educational programmes, scientific publications and professional partnerships. He also underlined the importance of cooperation between IAFP and the Turkish Food Safety Association.

Filis Gergerli, President of the Turkish Food Safety Association, emphasized that food safety affects not only public health but also economic development, continuity of production and international trade. Referring to global estimates concerning illnesses and economic losses associated with unsafe food, Gergerli stressed that investment in food safety is essential for countries’ development and economic resilience.

Dr. Samim Saner: A New Era of Predictive Food Safety Systems

Dr. Samim Saner, President of the Congress, emphasized the need to strengthen traditional food control approaches through emerging technologies. Highlighting the growing volume of data generated throughout food production processes, Saner pointed to the potential of artificial intelligence and data analytics to identify risks at earlier stages and anticipate potential problems.

According to Saner’s perspective, food safety systems must move beyond simply detecting problems after they occur. They should also be capable of identifying changes that may threaten food safety in advance, allowing preventive measures to be taken.

Oxford University’s Charles Spence Explores the Science of Gastrophysics

At the congress’s opening conference, Professor Charles Spence of the University of Oxford shared his research in gastrophysics.

Drawing on scientific studies, Spence explained how the experience of eating is shaped not only by taste but also by sight, smell, sound, texture and environmental factors. His presentation highlighted the importance of considering food not only in terms of production and safety, but also through the perspectives of human perception and consumer experience.

Consumer Expectations for Safe Food Also on the Agenda

The congress also addressed the consumer rights and public health dimensions of food safety. Levent Küçük, President of the Consumers Association of Türkiye (TÜDER), emphasized that consumers expect all food products available on the market to comply with legal standards and be safe for consumption.

His remarks highlighted the need to prevent unregistered and substandard production, impose effective deterrent penalties for food counterfeiting and adulteration, and ensure rigorous controls against excessive pesticide residues. He also called on public authorities, municipalities, professional organizations and civil society groups to fulfil their responsibilities.

Scientific Sessions Address the Many Dimensions of Food Safety

The two-day programme approached food safety from a broad perspective, covering the entire process from production to consumption rather than focusing on a single issue.

Artificial intelligence and digitalization, traceability throughout the food chain, microbiological risks, food fraud and product authenticity, new analytical methods, chemical residues, bioprotection, hygiene risks, food legislation and science-based risk assessment were among the prominent subjects discussed.

The effects of climate change on agriculture and food systems, the circular economy, sustainable production, the One Health approach, emerging food technologies and the resilience of supply chains in times of crisis were also evaluated by experts from different disciplines.

Scientific presentations, panel discussions and practical examples from academia and industry enriched the programme. Research papers and poster presentations by young researchers also featured prominently. The competition and awards programme for young researchers was another notable element, encouraging new scientific work and supporting the next generation of food safety professionals.

Successful Organization by the Turkish Food Safety Association and Papyon Organization

Bringing together such a comprehensive scientific gathering in a field directly connected to public health, economic development and international trade was a significant organizational achievement.

Established in 2004, the Turkish Food Safety Association continues its work to bring together consumers, producers, public institutions and academics around the shared goal of food safety from farm to table. Its commitment to scientific knowledge-sharing, consumer awareness and national and international cooperation was reflected in the congress programme.

The event’s other key partner, Papyon Organization Advertising Tourism Industry and Trade Co. Ltd., also deserves recognition for its organizational contribution to the successful delivery of the congress. Bringing an extensive scientific programme and international participation together requires strong coordination and professional event management. The congress demonstrated the value of that approach.

Safe Food: A Guarantee for Our Shared Future

The 9th International Food Safety Congress once again demonstrated that food is far more than a product reaching the table. It is a strategic issue directly connected to human health, economic security, production capacity, environmental sustainability and social well-being.

A central message emerging from the congress was that food safety cannot be protected through inspections alone. It requires scientific knowledge, effective legislation, technological progress, responsible production, informed consumers and international cooperation.

Over two days in Istanbul, the congress brought together different areas of expertise around a common goal, creating an important platform for knowledge exchange and cooperation to help shape the future of food safety.

yilmazparlar@yahoo.com

21 Eylül 2026 Pazartesi

Avrupa Miras Günleri-Romanya Kültürü-Yılmaz Parlar

 

Avrupa Miras Günleri’nde Romanya Kültürü İstanbul’da Buluştu

Metrohan’da “Kültür – Dil – Kimlik” buluşması,

Ion Țuculescu’nun sanatında Romen halk kültürünün izleri ele alındı

Avrupa Miras Günleri 2026 kapsamında, Romen kültürü ile sanatının önemli isimlerinden ressam Ion Țuculescu İstanbul’da düzenlenen özel bir kültür-sanat programıyla anıldı.

Türkiye-Romanya Kültürel Bağlarına Sanat Üzerinden Katkı

Metrohan’daki buluşma, Türkiye’de yaşayan Romanya kökenli toplulukların kültürel hafızasının korunması açısından da dikkat çekti.

Yıldız İbram’ın koordinasyonunda gerçekleştirilen programda, Romen kültürünün İstanbul’daki izleyiciyle sanat yoluyla buluşturulması hedeflendi.

Etkinliğe Romanya İstanbul Konsolosu Inginur Rustem’in katılımı, programın diplomatik ve kültürel boyutunu da güçlendirdi.

Etkinlik, Türkiye ile Romanya arasındaki kültürel ilişkilerin sanat, akademi ve kültürel miras üzerinden görünür hale getirilmesine yönelik bir buluşma olarak gerçekleştirildi.

Avrupa Miras Günleri kapsamında düzenlenen program, geçmişten gelen kültürel değerlerin günümüz sanat anlayışıyla yeniden ele alınabileceğini ortaya koyarken, Romen halk kültürünün gelecek kuşaklara aktarılması konusunda da dikkat çekici bir örnek oluşturdu.

Canlandır, Israr Et, Hayal Et

18 Eylül 2026 Cuma günü ,Avrupa Miras Günleri kapsamında Beyoğlu Kent Konseyi ve Romanya Kültür Topluluğu iş birliğiyle Beyoğlu Metrohan’da Düzenlenen Etkinliğe Romanya İstanbul Konsolosu Inginur Rustem, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İş İnsanı Kamile Bekdemir başda olmak üzere akademisyen, sanat dünyasından Türkiyeede yaşayan romanya vatandaşları katılım sağladılar. 

Gerçekleştirilen etkinlikte; Romen halk kültürü, dil, kimlik, geleneksel sanat ve Ion Țuculescu’nun eserlerindeki folklorik unsurlar ele alındı.

Avrupa Miras Günleri’nin bu yılki “Risk Altındaki Miras: Canlandır, Israr Et, Hayal Et” teması kapsamında düzenlenen program, Türkiye ile Romanya arasındaki kültürel bağların sanat üzerinden ele alındığı buluşmalardan biri oldu.

Etkinliğin Koordinasyonunu Yıldız İbram Üstlendi

Program, Türkiye’deki Romanya Kültür Topluluğu’nun kurucusu ve Romen-Türk Sanat Derneği Başkanı, seramik ve mücevher sanatçısı ve küratör Yıldız İbram’ın koordinasyonunda gerçekleştirildi.

İbram’ın kültür-sanat çalışmalarındaki temel yaklaşımın, kültürel mirasın yalnızca geçmişte bırakılmış bir değer olarak değil, yaşatılması, paylaşılması ve yeni kuşaklara aktarılması gereken canlı bir miras olarak ele alınması olduğu vurgulandı.

Etkinliğe Romanya İstanbul Konsolosu Inginur Rustem de katıldı. Rustem’in programda yer alması, kültür-sanat buluşmasının Türkiye ile Romanya arasındaki kültürel ilişkiler açısından taşıdığı önemi de ortaya koydu.

Kültür ve Dil, Bir Toplumun Kimliğinin Temelidir

Programın dikkat çeken bölümlerinden biri, Prof. Dalila Özbay’ın “Ressam Ion Țuculescu’nun Sanatında Romen Halk Kültürünün İzleri” başlıklı sunumu oldu.

Romen kökenli Türkiye’de yaşayan bir sanatçı ve akademisyen olarak Romen kültürü üzerine çalışmalar gerçekleştiren Özbay, sunumunda Constantin Brancuşi, Ion Țuculescu ve Eren Eyüboğlu gibi sanatçılar üzerine yaptığı araştırmalardan söz etti.

Özbay, kültür ve dilin toplumların ortak değerlerinin oluşmasındaki önemine dikkat çekerken, halk kültürünün kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel hafızanın önemli bir parçası olduğunu anlattı.

Bilim ve teknolojideki gelişmeler, tarihsel ve politik olaylar, ekonomik şartlar ve şehirleşme gibi süreçlerin toplumların kültürel değerlerinde değişim meydana getirdiğini belirten Özbay, sanatın da bu değişimlerden etkilendiğini ifade etti.

Ion Țuculescu, Bilimden Sanata Uzanan Farklı Bir Yaşam

Ion Țuculescu, 19 Mayıs 1910’da Bükreş’te doğdu ve 27 Temmuz 1962’de hayatını kaybetti.

Resme duyduğu ilginin yanı sıra biyoloji ve tıp eğitimi alan Țuculescu, bilimsel çalışmalarından elde ettiği gözlemleri sanat dünyasına da taşıdı.

Sunumda, sanatçının bilim insanı ve ressam kimliğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Țuculescu’nun eserlerinde doğa, insan, hayvanlar, bitkiler ve geleneksel Romen motiflerinin özgün bir sanat dili içerisinde yeniden yorumlandığı anlatıldı.

Özellikle sanatçının yetiştiği Oltenia bölgesinin kilim, örtü, kıyafet, seramik, çanak ve çömleklerinde bulunan geleneksel motiflerin, onun resimlerinde farklı biçimlerde yeniden ortaya çıktığı ifade edildi.

Halk Kültüründen Modern Sanata

Sunumda Țuculescu’nun sanat yaşamı farklı dönemler üzerinden ele alındı.

Sanat tarihçilerinin değerlendirmelerine göre sanatçının üretimi;

Otodidaktik Eğitim Dönemi,

Dışavurumcu/Ekspresif Dönem,

Folklorik Dönem ve

Totem Dönemi

başlıkları altında incelendi.

Özellikle folklorik ve totem dönemlerinde Romen halk kültüründen gelen sembollerin sanatçının eserlerinde belirgin biçimde öne çıktığı anlatıldı.

Țuculescu’nun resimlerinde insan, bitki, kuş, kelebek ve hayvan formlarının yanı sıra göz, totem ve geometrik biçimlerin de önemli bir yer tuttuğu belirtildi.

Bu sembollerin Romen halk kültürü, mitolojisi ve geleneksel ritüelleriyle ilişkileri üzerinde duruldu.

Romen Kilimlerini Resmetmek İstediğimi Anlıyorum

Sunumda, Țuculescu’nun 1956 yılında sergi defterine yazdığı sanat düşüncelerinden de örnekler paylaşıldı.

Sanatçının kendi eserlerini değerlendirirken Romen kilimlerinden, insanlardan, kuşlardan ve kelebeklerden oluşan bir dünya tasvirinden söz ettiği ve çalışmalarının arkasındaki düşünceyi “kozmik gizem” kavramıyla ilişkilendirdiği aktarıldı.

Bu yaklaşımın, sanatçının geleneksel Romen halk kültürünü modern ve özgün bir sanat diliyle yeniden yorumlama biçimini ortaya koyduğu belirtildi.

Plastik Vasiyetim- Sanatçının Son Mesajı Oldu

Programda Țuculescu’nun yaşamının son döneminde gerçekleştirdiği “Plastik Vasiyetim” adlı eserine de özel yer verildi.

1962 yılında rahatsızlanarak hastaneye yatırılan sanatçının, çalışmalarına devam edebilmek için doktorlarından izin aldığı ve kısa süre içerisinde bu büyük ölçekli eser üzerinde çalıştığı aktarıldı.

Sunumda eser, sanatçının bütün sanat anlayışını özetleyen çalışmalarından biri olarak değerlendirildi.

Țuculescu’nun eserinde iyilik ve kötülük arasındaki çatışmayı sembolik bir anlatımla ele aldığı ve bu çalışmayı Romen toplumuna bıraktığı sanatsal bir vasiyet olarak gördüğü ifade edildi.

Sanatın İçinde Yaşayan Kültürel Hafıza

Etkinliğin temel mesajlarından biri de kültürel mirasın yalnızca korunmasının yeterli olmadığı, aynı zamanda yeniden yorumlanarak gelecek kuşaklara aktarılması gerektiği oldu.

Ion Țuculescu örneği üzerinden Romen halk kültürünün; resim, geleneksel motifler, semboller, mitoloji ve sanat yoluyla çağdaş dünyaya nasıl taşınabileceği anlatıldı.

Bu yönüyle program, yalnızca bir ressamın hayatının ve eserlerinin tanıtıldığı bir etkinlik olmanın ötesine geçerek kültür, dil ve kimlik arasındaki ilişkiyi gündeme taşıdı.

Panel Sonrası Yaratıcı Atölye Çalışması

Panelin ardından etkinliğin ikinci bölümünde atölye çalışması gerçekleştirildi.

Atölyede katılımcıların tamamına küçük eskiz resim kâğıtları dağıtıldı. Katılımcılardan, panelde ele alınan Romen halk kültürü, geleneksel motifler ve Ion Țuculescu’nun sanat anlayışından esinlenerek kendi hayallerindeki motifleri ve desenleri oluşturmaları istendi.

Katılımcıların tamamen kendi yaratıcılıklarıyla hazırladığı çalışmaların her biri farklı bir yorum ortaya koydu. Geleneksel motiflerden esinlenenlerin yanı sıra, kişisel hayal dünyasını yansıtan özgün desen ve biçimlerin de yer aldığı eskizler dikkat çekti.

Kısa süre içerisinde ortaya çıkan birbirinden farklı çalışmalar, Romen kültürünün katılımcıların kendi hayal dünyalarında nasıl yeniden yorumlanabileceğini gösterdi.

Atölyenin sonunda ortaya çıkan eserler bir araya getirildiğinde, birbirinden farklı çizgi, renk, biçim ve motiflerden oluşan oldukça ilginç ve özgün bir çalışma bütünü ortaya çıktı.

Bu bölüm, etkinliği yalnızca dinleyicilerin sunumları takip ettiği bir kültür programı olmaktan çıkararak, katılımcıların sanata doğrudan dahil olduğu interaktif bir buluşmaya dönüştürdü.

yilmazparlar@yahoo.com   

Romanian Culture at European Heritage Days in Istanbul

A “Culture – Language – Identity” Gathering at Metrohan

Traces of Romanian Folk Culture in the Art of Ion Țuculescu Explored

As part of the European Heritage Days 2026, Romanian culture and one of its important artistic figures, painter Ion Țuculescu, were commemorated through a special cultural and artistic program held in Istanbul.

Contributing to Türkiye-Romania Cultural Ties Through Art

The gathering at Metrohan also attracted attention in terms of preserving the cultural memory of communities of Romanian origin living in Türkiye.

Coordinated by Yıldız İbram, the program aimed to bring Romanian culture together with Istanbul audiences through art.

The participation of Inginur Rustem, Consul of Romania in Istanbul, further strengthened the diplomatic and cultural dimension of the event.

The program was held as a gathering aimed at making the cultural ties between Türkiye and Romania more visible through art, academia and cultural heritage.

Held within the framework of the European Heritage Days, the program demonstrated how cultural values inherited from the past can be reconsidered through contemporary artistic approaches, while also providing a notable example of how Romanian folk culture can be passed on to future generations.

Revive, Persist, Imagine

On Friday, September 18, 2026, an event was held at Beyoğlu Metrohan as part of the European Heritage Days, in cooperation with the Beyoğlu City Council and the Romanian Cultural Community.

The event was attended by Inginur Rustem, Consul of Romania in Istanbul, Mahir Polat, Deputy Secretary General of the Istanbul Metropolitan Municipality, businesswoman Kamile Bekdemir, as well as academics, representatives of the art world and Romanian citizens living in Türkiye.

The event addressed Romanian folk culture, language, identity, traditional arts and folkloric elements in the works of Ion Țuculescu.

Organized within this year's European Heritage Days theme, “Heritage at Risk: Revive, Persist, Imagine,” the program was one of the gatherings in which the cultural ties between Türkiye and Romania were explored through art.

Yıldız İbram Undertook the Coordination of the Event

The program was coordinated by Yıldız İbram, founder of the Romanian Cultural Community in Türkiye, President of the Romanian-Turkish Art Association, ceramic and jewelry artist, and curator.

It was emphasized that İbram’s fundamental approach to cultural and artistic activities is to view cultural heritage not merely as a value left in the past, but as a living heritage that must be preserved, shared and passed on to new generations.

Inginur Rustem, Consul of Romania in Istanbul, also attended the event. Rustem’s participation highlighted the importance of the cultural and artistic gathering in terms of cultural relations between Türkiye and Romania.

Culture and Language Are Fundamental to a Society’s Identity

One of the highlights of the program was Prof. Dalila Özbay’s presentation entitled “Traces of Romanian Folk Culture in the Art of Painter Ion Țuculescu.”

As a Romanian-origin artist and academic living in Türkiye who conducts research on Romanian culture, Özbay spoke about her studies on artists including Constantin Brâncuși, Ion Țuculescu and Eren Eyüboğlu.

Özbay emphasized the importance of culture and language in the formation of societies’ shared values, explaining that folk culture is an important component of the cultural memory transmitted from generation to generation.

She noted that developments in science and technology, historical and political events, economic conditions and urbanization can bring about changes in societies’ cultural values, and that art is also influenced by these transformations.

Ion Țuculescu: A Life Spanning Science and Art

Ion Țuculescu was born in Bucharest on May 19, 1910, and died on July 27, 1962.

In addition to his interest in painting, Țuculescu studied biology and medicine, and brought observations gained through his scientific work into the world of art.

The presentation emphasized that the artist’s identity as both a scientist and a painter should be considered together.

It was explained that nature, human beings, animals, plants and traditional Romanian motifs were reinterpreted in Țuculescu’s works through an original artistic language.

In particular, it was noted that traditional motifs found in the rugs, covers, clothing, ceramics, bowls and pottery of the Oltenia region, where the artist grew up, appeared in different forms in his paintings.

From Folk Culture to Modern Art

Țuculescu’s artistic career was examined through different periods during the presentation.

According to art historians’ assessments, the artist’s work can be considered under the following headings:

Autodidactic Education Period

Expressionist Period

Folkloric Period

Totem Period

It was explained that symbols originating from Romanian folk culture became particularly prominent in the artist’s works during his folkloric and totem periods.

In addition to human, plant, bird, butterfly and animal forms, eyes, totems and geometric shapes also played an important role in Țuculescu’s paintings.

The relationship between these symbols and Romanian folk culture, mythology and traditional rituals was also discussed.

I Understand That I Want to Paint Romanian Rugs

The presentation also included examples from Țuculescu’s artistic reflections recorded in his exhibition notebook in 1956.

It was conveyed that, while reflecting on his own works, the artist described a world consisting of Romanian rugs, people, birds and butterflies, and associated the ideas behind his work with the concept of “cosmic mystery.”

This approach was described as reflecting the artist’s way of reinterpreting traditional Romanian folk culture through a modern and original artistic language.

“My Plastic Testament” Became the Artist’s Final Message

The program also devoted special attention to “My Plastic Testament”, a work created by Țuculescu during the final period of his life.

It was explained that after becoming ill and being hospitalized in 1962, the artist received permission from his doctors to continue working and soon began working on this large-scale piece.

During the presentation, the work was described as one of the pieces that summarized the artist’s overall artistic approach.

It was stated that Țuculescu addressed the conflict between good and evil through symbolic expression in the work and regarded it as an artistic testament left to Romanian society.

Cultural Memory Living Within Art

One of the central messages of the event was that protecting cultural heritage alone is not sufficient; it must also be reinterpreted and passed on to future generations.

Through the example of Ion Țuculescu, the program explored how Romanian folk culture can be carried into the contemporary world through painting, traditional motifs, symbols, mythology and art.

In this respect, the program went beyond simply presenting the life and works of a painter and brought the relationship between culture, language and identity to the forefront.

Creative Workshop Following the Panel

The second part of the event featured a creative workshop following the panel.

Small sketch papers were distributed to all participants. They were invited to create their own imagined motifs and patterns, inspired by Romanian folk culture, traditional motifs and Ion Țuculescu’s artistic approach discussed during the panel.

Each work created entirely through the participants’ own creativity offered a different interpretation. Alongside works inspired by traditional motifs, the sketches also featured original patterns and forms reflecting the participants’ personal imagination.

The different works produced within a short period of time demonstrated how Romanian culture could be reinterpreted within the participants’ own imaginative worlds.

At the end of the workshop, the works were brought together, creating a highly interesting and original collective composition consisting of different lines, colors, forms and motifs.

This part of the program transformed the event from a cultural gathering in which participants simply listened to presentations into an interactive meeting in which participants directly engaged with art.

yilmazparlar@yahoo.com   

17 Ağustos 2026 Pazartesi

Gastronomi Turizminin Davosu Gastroshow, 8’inci Kez Düzenleniyor-Yılmaz Parlar

  

Gastronomi Turizminin Davosu Gastroshow, 8’inci Kez Düzenleniyor

 

Türkiye’de 4., dünyada 8. kez düzenlenecek GastroShow, 9-10 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul Taşyapı Etkinlik Merkezi’nde gastronomi, turizm, gıda, yatırım ve iş dünyasının önemli temsilcilerini bir araya getirecek. Gastronomi Turizmi Derneği (GTD) öncülüğünde, Turkuvaz Medya ve Rota Fuar iş birliğiyle gerçekleştirilecek organizasyon, Türk mutfağını ve Türk üreticilerini dünya pazarlarıyla buluşturmayı hedefliyor.



New York’tan Dubai’ye uzanan uluslararası deneyimiyle GastroShow, yalnızca bir gastronomi etkinliği olmanın ötesine geçerek Türkiye’nin global gastronomi ve iş platformlarından biri olma yolunda ilerliyor. T.C. Dışişleri Bakanlığı, T.C. Ticaret Bakanlığı ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle farklı ülkelerde önemli organizasyonlara imza atan GTD, 2000’i aşkın üyesiyle Türk gastronomisinin uluslararası görünürlüğünü artırmaya devam ediyor.

GastroShow 2026’da restoran yöneticileri ve yatırımcılardan üretici ve ihracatçılara, şeflerden turizm profesyonellerine, kamu temsilcilerinden ulusal ve uluslararası medyaya kadar sektörün tüm paydaşları aynı platformda buluşacak. B2B görüşmeler, sektör oturumları ve özel deneyim alanlarıyla GastroShow, yeni iş bağlantıları ve uluslararası iş birlikleri için önemli bir buluşma noktası olacak.

Bu yıl GastroShow’un ana teması “Sıfır Atık” olacak. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünü yaptığı Sıfır Atık yaklaşımından ilhamla hazırlanan organizasyonda; doğal kaynakların korunması, atıkların azaltılması, döngüsel üretim ve sürdürülebilir gastronomi başlıkları sektörün gündemine taşınacak. “Gastronomi, dönüşümün başlangıç noktası” mesajıyla gerçekleştirilecek GastroShow 2026, Türk mutfağının gücünü sürdürülebilirlik vizyonuyla birleştirmeyi hedefliyor.

9-10 Ekim 2026’da İstanbul’da gerçekleşecek GastroShow 2026, Türkiye’nin gastronomi gücünü dünyaya taşımak isteyen markaları, üreticileri ve sektör profesyonellerini aynı çatı altında buluşturacak. Global bağlantılar kurmak, yeni pazarlara ulaşmak ve gastronominin geleceğine yön vermek isteyenler için GastroShow, Türkiye’den dünyaya açılan güçlü bir gastronomi ve iş platformu olmaya hazırlanıyor.

İletişim: 532 – 325- 57 -31

Gastronomi Turizmi Derneği (GTD): Türk mutfağının ve Türk üreticilerinin ulusal ve uluslararası alanda hak ettiği değere ulaşmasını hedefleyen GTD, 2000’i aşkın üyesiyle 10 yılı aşkın süredir gastronomi, turizm ve sürdürülebilirlik alanlarında çalışmalar yürütüyor. Türk gastronomisinin dünyaya tanıtılması ve gastronominin ekonomik bir değere dönüştürülmesi amacıyla ulusal ve uluslararası önemli projelere imza atıyor.

Rota Fuar: Avrupa’nın önde gelen ve en büyük fuarcılık kuruluşları arasında yer alan Rota Fuar, ulusal ve uluslararası ölçekte fuar, etkinlik ve sektörel buluşmalar organize ederek farklı sektörlerden profesyonelleri ve markaları bir araya getiriyor. GastroShow 2026’nın organizasyon ve fuarcılık yapılanmasında önemli paydaşlardan biri olarak yer alıyor.

Turkuvaz Medya: Türkiye’nin önde gelen medya gruplarından biri olan Turkuvaz Medya; televizyon, gazete, dergi, dijital medya, radyo ve yayıncılık alanlarında faaliyet gösteriyor. Geniş medya ağı ve güçlü iletişim gücüyle GastroShow’un ulusal ve uluslararası tanıtımında önemli bir medya partneri olarak konumlanıyor.

14 Ağustos 2026 Cuma

İTO Ağustos 2026 Meclis Toplantısı-Yılmaz Parlar

 

 İTO Ağustos 2026 Meclis Toplantısı

İTO Ağustos Meclis Toplantısı’nda Ekonominin Yol Haritası Gündemdeydi

 Avdagiç, “Enflasyonu düşürürken üretim kapasitemizi korumalıyız”

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) Ağustos 2026 Meclis Toplantısı, 13 Ağustos Perşembe günü gerçekleştirilirken, toplantının ana gündemini Türkiye ekonomisinin önündeki yeni dönem, üretim kapasitesinin korunması, ihracatın sürdürülebilirliği ve reel sektörün finansmana erişimi oluşturdu.

İTO’dan Ekonomiye Net Mesaj

13 Ağustos 2026 tarihli İTO Ağustos Meclis Toplantısı’ndan çıkan temel mesaj, dezenflasyon sürecinin korunurken üretim, yatırım, ihracat ve istihdamın da hedefli politikalarla desteklenmesi gerektiği yönünde oldu.

Avdagiç’in açıklamaları, eylül ayında güncellenmesi beklenen OVP açısından iş dünyasının önceliklerini de ortaya koyarken, Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönemde “enflasyonu düşürürken üretim gücünü kaybetmeme” hedefiyle hareket etmesi gerektiğine işaret etti.

İTO Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç, ekonomide dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini belirtirken, aynı zamanda yüksek finansman maliyetlerinin üretim üzerindeki baskısının azaltılmasının önemine dikkat çekti.

Avdagiç’in değerlendirmelerinin merkezinde, eylül ayında güncellenmesi beklenen Orta Vadeli Program’da (OVP) üretimi korumaya yönelik hedefli ve seçici finansman mekanizmalarının geliştirilmesi önerisi yer aldı.

“Türkiye’nin yeni ekonomik politikası, enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercih yapmak arasında sıkışamaz. İkisini aynı anda gerçekleştirecek seçici, hedefli ve etkili araçlar üretmek zorundayız.”

OVP İçin “Hedefli Üretim Koruma Politikası” Önerisi

Avdagiç, yeni OVP’nin yalnızca enflasyonla mücadele perspektifiyle değil, Türkiye’nin üretim gücünü ve ihracat kapasitesini koruyacak bir anlayışla şekillendirilmesi gerektiğini vurguladı.

İTO Başkanı, burada söz konusu olanın genel bir kredi genişlemesi ya da yeniden enflasyon yaratabilecek bir talep artışı olmadığının altını çizerek, üretim, yatırım ve ihracat kapasitesini koruyacak seçici finansman modellerine ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.

Bu yaklaşımın, dezenflasyon hedefinden taviz vermeden reel sektörün ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeni bir ekonomik denge oluşturması amaçlanıyor.

İş Dünyasından OVP’ye 5 Başlıkta Finansman Önerisi

Avdagiç, yeni dönemde uygulanabilecek finansman politikalarının beş temel başlık üzerinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

1. Üretici ve ihracatçıya uzun vadeli finansman

İhracatçı ve üretici firmaların uzun vadeli, sürdürülebilir ve öngörülebilir finansman kanallarına erişiminin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Avdagiç, Eximbank ve benzeri mekanizmaların yalnızca mevcut ihracatçılara değil, ihracat potansiyeli bulunan üreticilere de daha geniş biçimde ulaşması gerektiğini söyledi.

2. Yatırım kredisi ile işletme sermayesi ayrılmalı

Avdagiç’in ikinci önerisi, yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredilerinin birbirinden ayrılması oldu.

Teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlar için daha uzun vadeli ve daha uygun maliyetli finansman imkanlarının oluşturulması gerektiğini belirtti.

3. Kur–enflasyon dengesine ihracatçı açısından bakılmalı

İTO Başkanı, ihracatçıların maliyet baskısının giderek arttığına dikkat çekerek, döviz dönüşüm desteğinin daha etkili hale getirilmesi gerektiğini savundu.

Kur ile enflasyon arasındaki farkın ihracatçı üzerindeki maliyet baskısını artıran bir yapıya dönüşmemesi gerektiğini belirten Avdagiç, ihracat rekabetçiliğinin korunmasının önemine işaret etti.

4. Üretim ve istihdam üzerindeki yükler yeniden değerlendirilmeli

Vergi ve sosyal güvenlik yükleri konusunda üretim yapan ve istihdam sağlayan işletmelere yönelik seçici düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini belirten Avdagiç, özellikle yüksek istihdam sağlayan ve ihracat yapan sektörlerde maliyet artışlarının istihdam kaybına dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.

5. İthalat politikası sanayi politikasıyla birlikte ele alınmalı

Avdagiç’in beşinci önerisi ise ithalat politikasına ilişkin oldu.

Türkiye’nin üretmediği kritik girdilerde maliyetleri aşağı çekebilecek bir gümrük rejimine ihtiyaç bulunduğunu belirten Avdagiç, yerli üretim kapasitesinin bulunduğu alanlarda ise haksız rekabetin önüne geçilmesi gerektiğini ifade etti.

“Temel Sorun Dezenflasyon Değil, Üretim Kapasitesinin Maliyeti”

İTO Başkanı Avdagiç, sıkı para politikasının enflasyonla mücadelede önemli bir dengeleme sağladığını kabul ederken, bu politikanın reel sektör üzerindeki maliyetinin giderek daha görünür hale geldiğine dikkat çekti.

Yüksek faizlerin işletme sermayesi maliyetlerini artırdığını ve özellikle KOBİ’lerin finansmana erişiminde sorunların devam ettiğini belirten Avdagiç, ekonomik politikanın üretim ayağının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Avdagiç’e göre Türkiye açısından kritik mesele, yalnızca dezenflasyonun gerçekleştirilmesi değil, dezenflasyon sürecinin üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin kontrol altında tutulması.

Emek Yoğun Sektörlere Özel Uyarı

Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal ve makine gibi emek yoğun sektörlerde yüksek finansman maliyetlerinin firmaların fiyat rekabetini zorlaştırdığını belirten Avdagiç, bu sektörlerde kapasite kaybının önlenmesi gerektiğini söyledi.

“Bu sektörlerde kapasite kaybı yaşanmasına hem bugünümüz hem de yarınımız için izin vermemeliyiz.”

Türkiye’nin ihracat gücünün yalnızca dış talebe değil, içerideki üretim kapasitesine, maliyetlere ve finansman koşullarına da bağlı olduğuna dikkat çeken Avdagiç, üretim tabanının korunmasının stratejik önem taşıdığını vurguladı.

Kısa Vadede Dezenflasyon, Orta ve Uzun Vadede Rekabet Gücü

Avdagiç, Türkiye ekonomisinin önündeki temel denklemin giderek daha belirgin hale geldiğini belirterek, kısa vadede dezenflasyon programının korunması gerektiğini; ancak orta ve uzun vadede üretim kapasitesinin ve ihracat rekabetçiliğinin kaybedilmemesi gerektiğini ifade etti.

İTO Başkanı’nın mesajı, ekonomi politikasında iki hedefin birlikte yürütülmesi gerektiği noktasında yoğunlaştı:

Enflasyonla mücadele ve üretim gücünün korunması.

Avdagiç, Türkiye’nin klasik ekonomik kalıplara sıkışmadan kendi çıkış yolunu oluşturabilecek ekonomik birikime ve kapasiteye sahip olduğunu belirterek, iş dünyasının ekonomik politikalarda atılacak yeni adımların hızlandırılmasına yönelik beklentisini de ortaya koydu.

yilmazparlar@yahoo.com

ITO  August 2026 Assembly Meeting

ITO August Assembly Meeting Focuses on Türkiye’s Economic Roadmap

Avdagic, “We Must Fight Inflation While Protecting Production Capacity”

The August 2026 Assembly Meeting of the Istanbul Chamber of Commerce (ITO) was held on Thursday, August 13, with Türkiye’s economic outlook, the protection of production capacity, sustainable exports and access to finance for the real sector among the main topics on the agenda.

ITO’s Clear Message to Economic Policymakers

The main message emerging from the August 13, 2026 ITO Assembly Meeting was that Türkiye should continue its fight against inflation while simultaneously supporting production, investment, exports and employment through targeted economic policies.

Avdagiç’s remarks also highlighted the expectations of the business community ahead of the anticipated September update to the Medium-Term Program.

The strategic objective can be summarized in one sentence:

Reduce inflation — but do not sacrifice Türkiye’s production capacity and export competitiveness in the process.

ITO Chairman Şekib Avdagiç emphasized that the disinflation process should continue decisively, while also stressing the need to reduce the pressure that high financing costs are placing on production.

At the center of Avdagiç’s remarks was a proposal for the Medium-Term Program (MTP), expected to be updated in September, to introduce targeted and selective financing mechanisms aimed at protecting production.

“Türkiye’s new economic policy cannot be trapped between the choice of reducing inflation and protecting production. We must develop selective, targeted and effective instruments that achieve both simultaneously.”

A “Targeted Production Protection Policy” for the New MTP

Avdagiç stressed that the new MTP should not focus solely on combating inflation, but should also protect Türkiye’s production strength and export capacity.

He emphasized that the proposal does not mean a return to broad-based credit expansion or demand stimulus that could reignite inflation. Instead, he called for selective financing models designed to protect production, investment and export capacity.

The objective is to establish a new economic balance that supports the real sector without compromising the disinflation strategy.

Five Financing Priorities for the Business World

Avdagiç outlined five areas that he believes should form the basis of financing mechanisms under the new economic framework.

1. Long-Term Financing for Producers and Exporters

He called for stronger, sustainable and predictable financing channels for exporting and manufacturing companies.

According to Avdagiç, institutions such as Eximbank should reach not only existing exporters but also manufacturers with export potential.

2. Separate Investment Loans from Working Capital

Avdagiç also proposed separating investment financing from working-capital loans.

He argued that technology investments, projects that create export capacity and investments reducing dependence on imported inputs should have access to longer-term and more affordable financing.

3. A More Effective Exchange Rate Mechanism

Another key issue was the pressure faced by exporters as costs rise.

Avdagiç called for more effective mechanisms to balance the exchange-rate and inflation dynamics, arguing that foreign-exchange conversion support should become more meaningful and help protect export competitiveness.

4. Targeted Support for Production and Employment

Avdagiç also called for selective measures concerning tax and social-security burdens on companies that produce and employ workers.

He particularly emphasized the need to prevent rising costs in employment-intensive and export-oriented sectors from turning into job losses.

5. Import Policy Should Support Industrial Strategy

The fifth proposal concerned import policy.

Avdagiç argued that Türkiye should adopt customs policies that reduce the cost of critical inputs not produced domestically, while preventing unfair competition in sectors where domestic production capacity already exists.

“The Main Problem Is Not Disinflation, but Its Cost to Production Capacity”

Avdagiç acknowledged that tight monetary policy has provided an important balancing effect in the fight against inflation.

However, he warned that the cost of this policy for the real economy is becoming increasingly visible.

High interest rates are increasing working-capital costs, while access to finance remains a significant challenge, particularly for SMEs.

According to Avdagiç, the critical issue for Türkiye is not simply achieving disinflation, but controlling the rising cost of the disinflation process on production capacity.

Warning on Labor-Intensive Industries

Avdagiç also highlighted the pressure faced by labor-intensive sectors such as textiles, ready-to-wear, furniture, metal and machinery.

High financing costs are making it increasingly difficult for companies in these sectors to compete on price, he noted, warning that capacity losses must be prevented.

“We must not allow capacity losses in these sectors, both for our present and our future.”

He stressed that sustainable exports depend not only on external demand, but also on Türkiye’s domestic production capacity, cost structure and financing conditions.

Disinflation in the Short Term, Competitiveness in the Long Term

Avdagiç stated that the economic equation facing Türkiye is becoming increasingly clear.

In the short term, the country must preserve the disinflation process. In the medium and long term, however, Türkiye cannot afford to lose production capacity or export competitiveness.

The central message of his remarks was therefore clear:

Türkiye must fight inflation without weakening its production base.

Avdagiç also underlined that Türkiye has the economic experience and capacity to develop its own path without becoming trapped within conventional economic models.

yilmazparlar@yahoo.com