BİLİŞİM MÜZİK MODA SAĞLIK GIDA OTOMOTİV EMLAKKİTAP MAGAZİN SİNEMA KÜTÜR-SANAT GÜNCEL
Pandemide Rekor Kolanyanın
TÜROB Muhteşem Projesi
Kozmetikde Arıcılık Ürünleri
Bal, arı sütü, polen, arı ekmeği, propolis, balmumu gibi biyolojik olarak aktif maddeler bakımından zengin içeriğe sahip doğal ürünler olan arıcılık ürünleri, sadece gıda ilaç değil, aynı zamanda mükemmel bir kozmetik ürünüdür.
Arıcılık, türev ürünleriyle tedavi (apiterapi) medikal sektörün ve gıda sektörün yanı sıra kozmetik sektöründe gözbebeği durumunda yaygın olarak gelişmiştir.
Türkiye'nin ilk ve tek en büyük propolis üreticisi BEE’O ürün gamını, içeriğin temeli arıcılık olan yeni cilt bakım ürünlerinleriyle zenginleştirdi.
Günümüz arıcılık ürünleri, tüm dünyada tıp endüstrisinde ve diyet beslenmesinde ve kozmetikte güçlü bir yer edinmiştir.
Arı ürünlerinin yüksek biyolojik aktivitesi, onları birçok kozmetik ürününün vazgeçilmez bir bileşeni haline getirmiştir.
“Sözleşmeli Arıcılık Modeli” ile Anadolu’nun değerli arı ürünlerinden oluşan inovatif ve katma değerli % 100 doğal karışımlar, tabletler, damlalar, sprey, shot ve şuruplar üreten, Türkiye’nin ilk ve tek yerli inovasyon ödüllü propolis üreticisi BEE’O Propolis, yeni Apicare cilt bakım ürünleri serisini tanıttı.
Zoom Basın toplantısında, BEE’O Propolis’in kurucularından, Genel Müdür Gıda Yüksek Mühendisi Aslı Elif Tanuğur Samancı, yeni ürünlerin sunumunu gerçekleştirdi.
Uluslararası Bal Komisyonu üyesi, TSE Ayna komite üyesi ve Uluslararası Standartlar Organizasyonu (ISO) arı ürünleri standardı komisyonu üyesi olan Aslı Elif Tanuğur Samancı, Türkiye’de arıcılık sektörüne yaptıkları yatırımları, propolis, arı sütü, polen, arı ekmeği ve ham bal gibi değerli arı ürünlerinden ve bunların insan sağlığı ve beslenmesindeki önemini vurguladı.
BEE’O Propolisi, 2013 yılında, Ziraat yüksek mühendisi- arıcılık uzmanı Taylan Samancı ve Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu ile birlikte İTÜ ARI Teknokent'te KOSGEB AR-GE desteği ile kurduklarını belirten Aslı Elif Tanuğur Samancı, 2013 yılında 10 arıcı ile başladıklarını, bugün 4000 sözleşmeli üretici ile 450.000 arı kovanına ulaştıklarını belirtdi.
6.000 metrekarelik tesisleri, 160’tan fazla çalışanı ile Türkiye'nin en büyük propolis, arı sütü, arı ekmeği, polen ve ham bal üreticisi olduklarını ve 14 farklı ülkeye ihracat yaptıklarını belirten Samancı, Anadolu propolisi bir dünya markası yapmayı hedeflediklerini açıkladı.
Tanuğur Samancı, "Şu anda ürünlerimiz, doğrudan satışın tüm avantajlarını online alışveriş keyfiyle birleştiren e-ticaret sitemiz www.beeo.com.tr'de ve Hipermarket zincirler başda olmak üzere 3.000’in üzerinde perakende satış noktasında, ayrıca BEE'O UP markasıyla 25.000 eczanede yer almaktadır.
Amerika'da ise BEE&YOU markamız e-ticaret sitemiz uygulama ile ürünlerimize her an, her yerde 7/24 ulaşmalarını kolaylaştıran, www.beeandyou.com üzerinden, Amazon, Wallmart, E-bay'de ve CVS eczane zincirleri ile 3.500 perakende satış noktasında ürünlerimiz satılmaktadır.” Şeklinde satış hakkında bilgileri verdi.
Güney Kore, Almanya, Hollanda, Belçika, İsveç, İngiltere, Fransa, Avusturya, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Dubai, Kıbrıs ve Suudi Arabistan gibi ülkelere de ihraçları olduğu, 7 yıllık firma oluş süreçlerinde, 33 farklı ulusal ve uluslararası ödüle layık görüldüklerini aktardı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından da arı ürünleri konusunda Ar-Ge merkezi olarak tanımlandıklarını, yeni cilt bakımı serisi ürünleri geliştirmek için eczacı, kozmetolog, gıda mühendisi, biyolog ve kimyagerlerden oluşan 15 kişilik bilimsel ekip ile 2 yıl süren Ar-Ge projelerine 3.000.000 TL bütçe ayırdıklarını sözlerine ilave etdi.
İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden mezun Tanuğur Samancı, aktif bileşen içeren benzersiz bir formüle sahip çok amaçlı ürünleri hakkında bilgilendirmede; “Türkiye’de ilk kez propolis ve mineral çinko içeren doğal mineral filtreli, kimyasal filtre içermeyen, tamamen doğal bileşenlerden oluşan, patentli cilt bakım ürünlerimizi geliştirdik. Güneş kremi çeşitleri, nemlendirici vücut losyonu ve bebek pişik kremi ürettik. Arıcılık ve arı ürünleri ile ilgili yatırımlar yapmaya, katma değerli inovatif yeni ürünler geliştirmeye devam ediyoruz.”
BEE’O Apicare Vücut Güneş Kremi
Propolis ve çinko minerali ile güneşin zararlı ışınlarına karşı doğal koruma sağlayan vücut güneş kremimiz her cilt tipine uygun olması ile öne çıkıyor. Kemiklerimiz ve cildimiz güneşten yararlanırken, zararlı UVA ve UVB ışınlarını filtre eden propolis ve mineral çinko ile fark yaratan krem, tamamen doğal formülü ile paraben ve renklendirici madde içermiyor. Ürünümüz SPF 30 koruma özelliği gösteriyor. Üründe etken madde olarak, propolis ve mineral çinkonun yanında, shea yağı ve aleo vera da bulunuyor. Bu doğal bileşimi ile, cilde yumuşaklık kazandırırken, kuru ve hasar görmüş ciltler için aktif, onarıcı ve koruyucu bir rol oynuyor. Aynı zamanda cildin su kaybetmesini önlemeye destek oluyor.’’ diye açıklamada bulundu.
BEE’O Apicare Yüz Güneş Kremi
Tanuğur; ‘‘Artık yaz kış cildimizi güneşten korumamız çok önemli. Cilt kırışıklıklarının ve lekelerinin sebebinin güneş olduğu biliniyor. Doğal içeriği ile güneş lekelerine karşı koruyucu etki sağlaması için özel olarak ürettiğimiz yüz güneş kremimiz, propolis, çinko, B5 vitamini, zeytinyağı, aloe vera ve shea yağı içeriyor ve formülünde paraben ve renklendirici bulunmuyor. Güneşin zararlı UVA ve UVB ışınlarına karşı %100 doğal koruma sağlıyor. İçeriğindeki doğal bitkisel yağlar, vitaminler ve propolis ile cildinizi güneşten korurken beslemenin en doğal yolu.’’ dedi.
BEE’O Apicare Çocuk Güneş Kremi
Tanuğur; ‘‘Çocuk güneş kremimiz, 50 SPF güneş koruma faktörü ile çocukların narin ve hassas ciltleri için gereken ekstra korumayı sağlıyor. Propolis, çinko, B5 vitamini, E vitamini ve shea yağı ile formüle ettiğimiz ürünümüz, tamamen doğal, paraben ve renklendirici içermiyor. Çocuklar için %100 doğal koruma sağlıyor. Doğal bileşimi ile, cilde yumuşaklık kazandırırken, kuru ve hasar görmüş ciltler için aktif, onarıcı ve koruyucu bir rol oynuyor. Aynı zamanda cildin su kaybetmesini önlemeye de destek oluyor. Mineral çinkonun suya dayanıklı özelliği ile ciltte sürekli bir bariyer oluşturan krem, özellikle uzun süre güneşe maruz kalan çocuklarda annelerin yeni tercihi olacak.’’ diye açıkladı.
BEE’O Apicare Güneş Sonrası Losyonu
Tanuğur, güneş sonrası losyonu ile ilgili ‘‘İçeriğindeki E vitamini, aloe vera, shea yağı ve susam yağı ile cilde anında ferahlık ve bakım sağlayan ürünümüz, tamamen doğal bileşenlerden oluşuyor, paraben ve renklendirici içermiyor. Formülünde bulunan propolis ve bitkisel yağlar ile hassas ciltler dahil her cilt yapısına uygun olan losyonumuz, cildin nem dengesini korurken, pürüzsüz ve parlak bir görünüm sağlıyor. Özellikle kuru ciltlerde görülen pullanmayı azaltarak, deri esnekliğinin geri kazanılmasına destek oluyor. Kuru veya hasar görmüş cildin görünümünü̈ de iyileştirirken, kızarıklık ve tahrişi azaltıyor.’’ dedi.
BEE’O Apibaby Pişik Kremi
Tanuğur, bebek pişik kremi ile ilgili şunları ifade etti; ‘‘Propolis, mineral çinko, B5 vitamini, shea yağı ve jojoba yağı ile formüle edilen ürünümüz, bebeklerin hassas ve narin cildi için, çok özel bir bakım sağlıyor. Tamamen doğal bileşenlerden oluşması annelerin içini rahatlatıyor. Her bez değişiminde kullanıma uygun, kolayca sürülebilir özellikte bu ürün, renklendirici, paraben ve parfüm içermiyor. İçeriğindeki propolis ve mineral çinko ile antibakteriyel, antifungal ve antioksidan özellik göstererek pişik oluşumunu önlemeye ve ciltteki tahrişi gidermeye yardımcı oluyor. B5 Vitamini ve shea yağı ise, cildin nemlendirilmesine ve beslenmesine katkı sağlarken, cilt yüzeyindeki kızarıklara karşı da koruyucu özellik gösteriyor.” dedi.
Modern bir insanın hayatı kozmetik olmadan düşünülemez. Modern tüketici, doğal içeriklere dayalı formülasyonları tercih etmektedir. Kozmetik kavramı sadece kozmetik ürünleri değil, aynı zamanda bazı eksiklikleri gidermeye yönelik prosedürleri de cilt hastalıklarının önlenmesi, cilt yaşlanmasının önlenmesi vb. İçerir.
Bal, modern kozmetikte yaygın olarak kullanılmaktadır. Cildin beslenmesini normalleştirir, kan dolaşımını ve metabolik süreçleri uyarır, hasarlı cildin yenilenmesine yardımcı olur, mikroorganizmalar dahil olmak üzere olumsuz çevresel faktörlerin etkisine karşı direnci artırır.
Lokal bağışıklığı sağlayan hücrelerin potansiyeli artırılarak cilt gençleşir ve hücre yenilenmesi hızlanır. Arı sütünün protein, yağ, çeşitli vitamin ve hormon içeren kozmetik ürünlerde kullanılması cilt hücrelerinin yaşamsal işlevlerinin iyileştirilmesine yardımcı olur.
Polen içeren kremler ve losyonlar oldukça besleyici ve antiinflamatuardır. Cildi erken yaşlanmaya karşı iyi korurlar. Arıcılık ürünleri ve kullanımları tüm insan vücudu üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir, bağışıklık sistemini güçlendirir. Arı sütü, propolis, polen, arı zehiri hemen hemen tüm bilinen vitaminleri ve birçok minerali içerir.
Arının endemik bitkilerde dahil olmak üzere çiçeklerden topladığı içerikler Cildin sıkılığını ve elastikiyetini geri kazandırmak ve yaşa bağlı değişikliklerin neden olduğu yaşlanma ile mücadele etmek için yoğun besleyici kompleks sağlar.Tazelik ve sağlık hissi verir
yilmazparlar@yahoo.com

BİLİŞİM MÜZİK MODA SAĞLIK GIDA OTOMOTİV EMLAKKİTAP MAGAZİN SİNEMA KÜTÜR-SANAT GÜNCEL
TÜROB Muhteşem Projesi
Enerjik ve çekici kültürel sanat etkinlikleri statik cazibe merkezlerini ve destinasyonları canlandırmak ve yenilemek isteyen turizm politikasına anında hitap eder.
Yönetim Kurul Başkanlığını Müberra Eresin’in yaptığı, Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB), Otel sıklet merkezlerimizden Talimhane’de, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Beyoğlu Kültür Yolu projesi kapsamında, Beyoğlu Belediyesi İşbirliği ile “Beyoğlu Talimhane Sahne” projesini gerçekleştirdi.
Turizm sadece ticari faaliyetlerin bir toplamı değil, aynı zamanda tarih, doğa ve geleneğin ideolojik bir çerçevesi, kültürü ve doğayı kendi ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirme gücüne sahip bir çerçevedir. Kültüre dayalı sanat etkinlikleri, şehir turizminin ve kentsel politika yapımının temel dayanağıdır. Sanat etkinliklerin çoğalması sektör için genişlemeye işaret eder. Kentsel sanatsal etkinlikler çoğaldıysa, kent turizminin yükselişi önemli bir etken olmuştur. Turizm açısından bakıldığında, sanat etkinlikleri, hem dış ziyaretçilere hem de yatırımcılara hitap eden bir dizi cazibe merkezini temsil eder. İşte bu nedenle kültürel bu proje muhteşem olarak tanımlanabilir.
6 Ağustos 2020 Perşembe günü, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Beyoğlu Kültür Yolu Projesi’ninde dahilinde olan Beyoğlu Belediyesi ile Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) paydaşlığıyla kurulan “Beyoğlu Talimhane Sahne” kültürel etkinlikler için resmi açılışı yapıldı.
Beyoğlu Talimhane Sahnenin açılışına Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin TÜROB Yönetim Kurul üyeleri, iş, siyaset ve sanat dünyasının seçkin isimleri, akademisyenler, elit davetliler katıldılar. Yüce Atatürk’ümüz başda olmak üzere gazi, şehitlere saygı duruşu ve İstiklal marşı sonrasında protokol açılış konuşmaları yapıldı. İstanbul Devlet Modern Folk Müzik Topluluğu bir konser verdi

İstanbul’a gelen turistlerin büyük bir bölümünün ilk tanıştıkları yerin Talimhane olduğunu söyleyen, TÜROB Başkanı Müberra Eresin "Biz Talimhane'ye sonuna kadar inananlardanız. Bu bir başlangıç olacak. 2-3 yıl öncesinde turizmde yaşanan sıkıntılı günlerde en çok etkilenen bölge Talimhane olmuştu. 2019 yılından itibaren en hızlı toparlanan ve yükselişe geçen bölge yine Talimhane oldu. Pandemiyle birlikte tüm turizm sektöründe olduğu gibi Talimhane otelleri de sıkıntılı bir dönem yaşıyor. Bu günler de geride kalacak ve Talimhane 10 bini aşan yatak kapasitesiyle yine binlerce turistin konaklamasını ve ağırlanmasını sağlayacak. Talimhane İstanbul’un en önemli turizm bölgelerinden biri olma niteliğini sürdürecek” dedi.
Eresin, “Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Mehmet Nuri Ersoy da desteğini esirgemedi ve Talimhane’nin proje kapsamına alınmasını sağladı. Bu nedenle kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Talimhane’nin yeniden düzenlenmesi konusunda büyük bir çaba gösteren Beyoğlu Belediye Başkanı Sayın Haydar Ali Yıldız’a da teşekkür ediyoruz” şeklinde projeye destek verenleri açıkladı.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Talimhane Sahne ve 8 Ağustos'ta başlayıp Eylül sonuna kadar devam edecek Beyoğlu Kültür Festivali ile İstanbul sosyal hayatının kalbi, opera ve baleden halk müziği ve tiyatroya uzanan bir sanat coşkusuyla atacak. Beyoğlu'nda yaptığınız bir yürüyüşte dili, kültürü, inancı birbirinden farklı nice hayatların içinde yol alırsınız. Bu toprakların medeniyet mirası bizlerle yaşamaya devam etmektedir. Üzerimize düşen görev, mirası varise ulaştırmak için korumaktır. Bunun en estetik ve zarif yolu ise kültür ve sanat etkinlikleridir. Açılışını yapmakta olduğumuz 147 kişi kapasiteli Talimhane Sahne ile Beyoğlu Kültür Festivali de bu düşünceden hayat bulmuştur" ifadelerinde bulundu.

Talimhane bölgesinin yerli, yabancı binlerce misafire ev sahipliği yaptığını belirten Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız "Kültürün ve sanatın yaşaması, devam etmesi için yerel yöneticiler başta olmak üzere devletimize, milletimize, sanatçılarımıza hep birlikte destek olmamız gerektiğini düşünüyorum. Bizler bu dönemde sanatın ve kültürün kalbi olan Beyoğlu'nda hem sanata ve kültüre bir destek, hem de sanatçıya ve kültür insanlarına, sinema sektörüne her anlamda destek verebileceğimiz arayışlar içerisinde olduk. İstedik ki insanları ağırlayan bu bölge artık sanatı da kültürü de müziği de ağırlasın. Sanat ve kültür de burada en yüksek bir dozda kendine yer bulabilsin" dedi
Konuşulan konular gerçekdende, Turizmde artan rekabetçi baskılar ve rekabet eden gündemlerle karşı karşıyadırlar ve bir dizi tutarlı hedef ve politika çerçevesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Sanat etkinlikleri kültürel politika ve şehir turizmi politika hedeflerini ayrı ayrı karşılayan bir dizi fayda sağlayabileceğini açıkça gösterir.
Şehrin sanatsal arzların, sanat etkinliklerin turistik cazibe merkezlerine ve şehir imajına aktarılabilirliğiyle, anında çekici olasılığını artırır. Sahne, izleyici kültürel turizmciler için karar faktörü olarak önemli bir rol oynar.
Bu nedenle, Sahne, sanata katılımın derin bir itici gücüdür.
Farklı ortamların farklı ekonomik, sosyal, davranışsal ve sembolik çağrışımları vardır. Sanatsal etkinliklerin stratejik turizm üzerindeki etkisi analiz edildiğinde imaja olan katkısıyla “Proje” muhteşem olarak nitelik kazanıyor.
yilmazparlar@yahoo.com
BİLİŞİM MÜZİK MODA SAĞLIK GIDA OTOMOTİV EMLAKKİTAP MAGAZİN SİNEMA KÜTÜR-SANAT GÜNCEL
Pandemide Rekor Kolanyanın
Krizi Fırsata Çevirenler
Başkanlığını Celal Toprak’ın yaptığı Ekonomi gazeteciler Derneği ( EGD ) ve Güvenilir Ürün Platformu üyeleri, “Muratbey ile Peynir Sohbetleri” başlıklı online toplantıda; Süt ve peynir sektöründeki son değerlendirmelerini paylaşan, Muratbey Yönetim Kurulu Başkanı Necmi Erol “Muratbey, pandemide Avrupa ihracatını yüzde 20 artırdı” dedi
Tüm Dünyada bütün sektörleri, ekonomide durma noktasına getiren son derece olumsuz etkiliyen pandemi sürecini fırsata çeviren Gıda seköründe özel peynirler kategorisinde ön sıralarda bulunan Muratbey ihracatlarını artırmaya devam ettireceklerini dile getirdiler.
İnovatif lezzetleriyle yeni pazarlarda söz sahibi olacağını söyleyen Yönetim Kurulu Başkanı Necmi Erol, 4 kıtada milyonlara peyniri sevdirdiklerini, süt ihracat izninin çıkmasının ardından 6 milyar dolarlık Çin pazarı için ihracat izni aldığını söyledi.
Muratbey’in yurt içinde ve yurt dışında büyük bir beğeniyle tercih edildiğinin altını çizen Necmi Erol, “Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere yurt dışı pazarlarda kendi markamızla ve Türkiye’de üretilmiş yerel peynir çeşitleriyle rekabet ediyor olmak bizim için gurur verici. Bugün Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere, pek çok ülkeye ihracat yapıyoruz” dedi. Covid-19 salgınında Avrupa’ya yönelik ihracatlarında yüzde 20’lik bir artış olduğunu ifade eden Necmi Erol, Muratbey’in ihracat ağını sürekli genişlettiklerini belirtti. Necmi Erol, “Tüm dünyada insanlar evde kaldığı zaman haliyle kolay hazırlanabilen, atıştırmalık ürünlere talepleri artıyor. İnovatif ürünlerimizin çekici gücüyle ihracat ağımızı büyüterek yeni pazarlara giriş yaptık. İhracatın ciromuz içindeki payı yüzde 5’ten yüzde 21’e yükseldi. 5 yıllık stratejik planımızda bu oranı inovatif ürünlerimizle yüzde 40’a çıkarmak var” şeklinde konuştu.

“Çin’e ihracat izninin çıkması sektörümüz için çok olumlu”
Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nün 2012 yılından bu yana sürdürdüğü çalışmalar sonucunda Çin’e ihracat izni alındığını hatırlatan Necmi Erol, Muratbey’in Çin’e süt ihracatı izni alan 54 firma arasına yer aldığı bilgisi paylaştı. Erol, “Çin 6 milyar dolar ile dünyada süt ürünleri ihracatının başında geliyor. Türkiye’nin üretim potansiyeli ve sanayi altyapısı Çin’e süt ürünleri ihracatı için uygun. Bu çok büyük pazarın sektörümüz için olumlu sonuçlar doğuracağına
inanıyoruz” dedi.
Muratbey inovatif ürünleri ile ödüle doymuyor
Muratbey’in tüm tüketicilere sağlıklı ve güvenilir peynirler sunmak amacıyla inovasyona büyük önem verdiğini söyleyen Necmi Erol, peynir lezzetini çeşitlendirerek daha çok sayıda insana peyniri sevdirmek istediklerini söyledi. Muratbey Yönetim Kurulu Başkanı Necmi Erol, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Bugün yediden yetmişe tüm tüketicilerin büyük bir beğeniyle tükettiği Burgu, tamamen Muratbey Ar-Ge’sinin ortaya çıkardığı bir ürün. Yaklaşık 60 ülkede tasarımı tescillenen, zekâ ürünü inovatif peynirimiz Burgu’nun özgün ve benzer şekillerinin patenti de bize ait. Yurt dışında Helix adıyla raflarda yer alan Burgu’yu Kaufland, Rewe, Edeka gibi Almanya’nın dev zincir marketlerinde satışa sunmaya başladık. 2018’de süt ürünleri endüstrisindeki en başarılı ürünlerin değerlendirildiği ‘Dünya Süt Ürünleri İnovasyon Ödülleri ( World Dairy Innovation Awards) 2018’ yarışmasında kendi buluşumuz olan Burgu peyniri ile dünya çapındaki firmaların arasından sıyrılarak ‘En iyi Peynir’ ödülünün sahibi olduk. 2020’de de Burgu, Almanya’da kendi kategorisinde 2019/2020 için ‘Yılın Ürünü’ seçilerek ‘Altın Ödül’e layık görüldü”

Muratbey Plus ve Muratbey Misto sağlıklı yaşamı destekliyor
‘Özel Peynirler’ kategorisinde Türkiye pazar lideri olduklarını söyleyen Necmi Erol, inovatif bir bakış açısıyla hazırladıkları ‘Muratbey Plus’ ve ‘Muratbey Misto’ ürünleriyle de halk sağlığı adına pandemi döneminde önemli bir fonksiyon üstlendiklerini söyledi. Tuzu azaltılmış ve D vitamini ile zenginleştirilmiş ‘Muratbey Plus’ ve ‘Muratbey Misto hakkında bilgiler veren Erol, “Bağışıklığın güçlü olduğu durumlarda salgın hastalıklara yakalanma riski düşüyor. Ancak maalesef bağışıklığın güçlendirilmesinde çok önemli olan D vitamini eksikliği, Türk toplumunun yüzde 90’ında görülmektedir. Bu eksiklik dünya genelinde de ciddi boyutta yaşanmaktadır. Bizler Muratbey olarak tüm bunları öngörerek yeni bir seri ürün hazırladık. D vitamini ile zenginleştirilmiş şekil şekil peynirimiz Misto’yu ve Muratbey Plus serisi peynirlerimizi sağlıklı yaşamı desteklemek üzere tüketicilerimize sunduk. Bu ürünlerimizin 100 gramında 5 mcg D vitamini bulunuyor. Bu da günlük ihtiyacınızın % 33’ü demek. Muratbey Plus yetişkinlere hitap ederken, Çocuklar için ise eğlenceli peynir Misto’yu ürettik. Misto ile geçtiğimiz günlerde sektörümüzün kıymetli ödüllerinden biri olan Dünya Süt Ürünleri İnovasyon ödüllerinde finale kalmayı başaran tek Türk markası olduk” şeklinde konuştu.
Firma hakkında bilgi paylaşan Necmi Erol,
Muratbey Gıda ‘nın temeli 1965 yılında atıldı. Muratbey sahip olduğu geniş tarım alanlarıyla Ege Bölgesinin en önemli üretim merkezlerinden Uşak’ta 2004’te modern anlamda ilk fabrikasını kurdu. Bugün, 35 bin metrekare kapalı alana sahip entegre üretim tesisi, yaklaşık 400 çalışanı ve günde 700 ton süt işleme kapasitesiyle Türkiye’de ve ihracat pazarlarında peynirin gelişimine yön veriyor.
Birbirinden lezzetli 300’ün üzerinde ürün çeşidiyle Muratbey, dünya genelinde 4 kıtada Türkiye’de ise 30 bini aşkın satış noktasında tüketicilerle buluşuyor. Muratbey, dünya mutfaklarına kazandırdığı geleneksel Türk peynirlerinin yanı sıra; tuzu azaltılmış, D vitamini ile zenginleştirilmiş ve özel tasarımlı inovatif ürünleriyle de damaklara tat, vücuda sağlık ve bağışıklık sistemlerine güç katıyor. Diğer yandan özellikle çocuklara peynir yeme alışkanlığı kazandırmak için ürettiği Misto serisi tüm pazarlarda ebeveynlerin ve çocuk tüketicinin takdirini kazanıyor. Tüm bu çalışmalarla Muratbey, “Özel Peynirler” kategorisinde Türkiye pazar lideri oldu.
Muratbey 2011 yılından bu yana global inovasyon ödülleri, A.L.F.A Awards, QUDAL- Kalitede 1 Numara, Uluslararası Tüketici Dostu Marka gibi ödüllere, madalyalara , Üstün Mükemmellik statüsüne ( İsviçre Merkezli ICERTIAS) layık görüldü. Muratbey Burgu ise “En İyi Peynir”’ (Dünya Süt Ürünleri İnovasyon Ödülleri) ünvanlı bir lezzettir. Almanya’da yayınlanan süt ve süt ürünleri dergisi Milch-Marketing’in okuyucuları tarafından da kendi kategorisinde 2019-2020 için ‘Yılın Ürünü’ seçilerek ‘Altın Ödül’ kazandı.
Muratbey, toplumun gelişimine ve sürdürülebilirliğine katkı sağlamak amacıyla başta eğitim ve kadınların güçlendirilmesi olmak üzere birçok sosyal sorumluluk projesini de başarıyla sürdürmektedir. Sürdürülebilir Gıda Platformu üyesidir.
yilmazparlar@yahoo.com

BİLİŞİM MÜZİK MODA SAĞLIK GIDA OTOMOTİV EMLAKKİTAP MAGAZİN SİNEMA KÜTÜR-SANAT GÜNCEL
Pandemide Rekor Kolanyanın
Ekonomi Gazetecileri Derneği ve Güvenilir Ürün Platformu Başkanı Celal Toprak moderatörlüğünde gerçekleşen online buluşmada İstanbul Perder Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Güzeldere “ Tüketici satınalma alışkanlıklarında önemli değişimler var. Özellikle Mart -Nisan arasında evde yemek yapma oranında % 80’e yakın bir artış var. Ayrıca toplam sepet içinde % 40 a yakın gıda, temel ihtiyaç ve temizlik malzemesi alımında artış oldu. Temel gıda ürünlerinde % 50, kişisel bakım ve ev temizlik ürünlerinin satın alınmasında % 40 artış oldu. Kişisel bakım ürünleri içinde ise % 860 artış ile rekor kolonyanın. Ayrıca mayada % 430, makarnada %53 lük bir artış oldu.”dedi
Fahiş Fiyatları Engellediler Rafları Boş Bırakmadılar
Pandemi sürecinin başlaması ile tüketim ve satınalma alışkanlıklarındaki değişimler, gözlerin perakende sektörüne çevrilmesine neden oldu.
Güvenilir Ürün Platformu katkılarıyla düzenlenen ‘Perakende Sohbetleri’ toplantısında ekonomi basını ile bir araya gelen İstanbul Perder Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Güzeldere perakende sektörünün güncel durumu ile ilgili soruları yanıtladı.
Ekonomi Gazetecileri Derneği ve Güvenilir Ürün Platformu Başkanı Celal Toprak moderatörlüğünde gerçekleşen online buluşmada İstanbul Perder Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Güzeldere şunları söyledi.
Perakende Sektörünün Stokları Tam
Pandemi sürecinin başlaması ile özellikle makarna ve kolonya gibi ürünlerin aşırı talebi nedeni birkaç gün piyasada fahiş fiyatlarla karşılaşıldı ancak PERDER olarak çok hızlı davranarak kamuoyuna gerekli bilgilendirmeyi yaptık, fırsatçılara mahal vermeyeceğimizi, stoklarımızın yeterli olduğunu ve paniğe gerek olmadığını ifade ettik. Bunu da kendimize görev edindik ve süreç boyunca da bu görevimizi doğru bir şekilde yönettik. Ürün tedariğinde de tüm üretici firmalarla istişare de bulunarak vatandaşlarımızın temel ihtiyaçlarını karşılaması için çok özverili bir şekilde çalıştık.
Dünya Sağlık Örgütü Eylül-Ekim ayı gibi iki dalga olabileceğinden bahsediyor bizim pandemi sürecinin en başından itibaren hiçbir zaman stok problemimiz olmadı hiçbir şekilde tüketiciyi mağdur etmedik ve ürünle buluşturduk şu an ve ilerisi içinde stoklarımız tamdır.
Marketlerimizde özellikle hijyene çok dikkat ederek hem çalışanlarımızın hem müşterilerimizin sağlığını maksimum seviyede koruduk ve korumaya devam ediyoruz. Perakende sektöründede yeni normal diye bir tabir oluştu artık hem çalışanlar, hem işleyiş hem de tüketici için düzenlemeler ve değişiklikler var.
% 860 Artışla Rekor Kolonyanın
2019’un ilk çeyreğinde Türkiye’nin toplam tüketim harcamaları 1 trilyon 61 milyon TL bunun %35 ini perakende harcamaları oluşturuyor. Ayrıca tüm sektörlerin toplam cirosu olan 350 milyar TL içinde perakendenin payı %12. Perakende sektöründe toplam çalışan sayısı 2 milyon 720 bin kişi.
Tüketici satınalma alışkanlıklarında önemli değişimler var. Özellikle Mart -Nisan arasında evde yemek yapma oranında % 80’e yakın bir artış var. Ayrıca toplam sepet içinde %40 a yakın gıda, temel ihtiyaç ve temizlik malzemesi alımında artış oldu. Temel gıda ürünlerinde %50, kişisel bakım ve ev temizlik ürünlerinin satınalınmasında %40 artış oldu. Kişisel bakım ürünleri içinde ise %860 artış ile rekor kolonyanın. Ayrıca mayada % 430, makarnada %53 lük bir artış oldu.
25 Milyar Tl Ciro
İstanbul PERDER olarak 41 üyemiz ve markamız var. Toplam 30bin çalışanımız, 1716 satış noktamız ve 1 milyon metrekarelik satış alanımız ile halkımıza hizmet ediyoruz. Cirosal büyüklüğümüz ise 25 Milyar TL.
Yeni Alışverişçi Ve Yeni Perakendeci
Yeni alışverişçi ve yeni perakendeci diye iki ayrı kavram gelişti. Yeni alışverişçi daha bilinçli, evinde daha fazla zaman geçiren ve hayatın kıymetini bilen ayrıca hijyen odaklı ve bilinçli beslenen kişi . Yeni perakendeci ise hijyen konusunda çok daha hassas, müşterilerinin ihtiyaçlarını maksimum önlemlerle karşılayan, tüketim alışkanlıklarına ayak uyduran ve kendini uzmanlaşarak geliştiren kişi ve sistemler. Yeni tüketici gerçekten eskiye göre daha bilinçli bunu açık ürünlere olan talebin düşmesinden söyleyebilirim.
Fiyatı en çok artan ürünler sarımsak, zencefil , kağıt grubu ürünler ile kolonya. Bunlar haricinde yüksek oranda artış olan bir ürün olmadığını söyleyebilirim. Satış yöntemlerinde online alışveriş’e kayma var online satışlar 5 kat arttı.
Alışkanlıkların Değişmesi Sepet Ortalamalarını Arttırdı
2019’un Mart ayına göre %50 ye yakın ciro artışımız oldu. Genel sepet ortalaması 30-35 TL bandında giderken 60-65 TL ortalamasına geldi. Ancak bu artış fiyat artışlarından ziyade satınalma alışkanlıklarındaki değişimlerden. Ev halkından 2-3 kişi alışverişi birden fazla noktadan yaparken şimdi tek kişi tek noktadan hızlıca alışverişini yapıp çıkıyor. Ayrıca alınan ürün adedi arttı.
Yanlış Haberler Sektörü Yaralıyor
Tarlada 1 lira markette 7 lira gibi söylemlerle marketler zan altında bırakılıyor. Çok kar etmek ya da çok fahiş fiyatlarla ürün satmak gibi asılsız söylemler sektörümüze zarar veriyor. Her ürünün çeşidi ve kalitesi ayrı. Tarlada 1 TL olan salçalık domates ile çeri domates arasında hem kalite hem fiyat farkı var. Perakendeci fiyatı belirleyen merci değildir, perakendeci karını koyarak alıp satandır. Fahiş oranlarda kar koyan ne sektörde ne pazarda barınabilir ayrıca tüketicide talep etmez.
Tarım Bakanlığının Uygulamalarını Önemsiyoruz
Taklit tağşiş listeleri açıklanır açıklanmaz hemen üyelerimize bilgi gönderiyor ve gerekli kontrollerin yapılması konusunda ikaz ediyoruz. Bu konu bizim için çok önemli Tarım Bakanlığı’nın bu uygulamalarını çok önemsiyor ve destekliyoruz.
yilmazparlar@yahoo.com
BİLİŞİM MÜZİK MODA SAĞLIK GIDA OTOMOTİV EMLAKKİTAP MAGAZİN SİNEMA KÜTÜR-SANAT GÜNCEL
SKAL’dan Turizme Canlılık
Turizmi durduran, Dünya çapında COVID-19 salgınıyla seyahat kaygısı çağında pandemi sonrası, turistlere gönül rahatlığı sağlayacak yeni sanitasyon protokollerin yapıldığı şu günlerde SKAL İstanbul Kulübü, turizmimizi canlandıracak, oteller ve turistik işletmeler için çok önemli “Temizlik ve Hijyen” bilgilendirme, konferansına imza atdı.
Geleneksel aylık toplantılarının Mayıs ayı buluşmasını online Zoom toplantı şeklinde gerçekleştiren, Başkanlığını Ayşe Önen’in yaptığı SKAL İstanbul Kulübün 360 derece hijyen konferans konuşmacıları; Diversey Satış Müdürü Ozan Muslu , İş Geliştirme Müdürü Fatih Pullu, Portföy Geliştirme ve Saha Operasyonları Yöneticisi Ödül Özdamar’dı.
Türkiye'nin turizme kapılarını gönül rahatlığı içinde açılabilmesi için, turistlerin geri dönüşüne hazırlık için hijyen önlemleri ve gereksinimleri belirlediği, Kültür ve Turizm Bakanlığın mecbur tutduğu otellerin ve Turizm işletmelerin sertifika almaları şart.
Otellerin ve Turizm işletmelerin ve sertifika alabilmesine fayda sağlıyacak son derece önemli olan bilgilendirme konferansına, Başta Başkan Ayşe Önen, As Başkan Can Arınel, Genel Sekreter Selma Tatar, Sayman Mustafa Yalçın, Merve Kadıoğlu Sönmez Meltem Tepeler, Seyhan Ayel gibi isimlerin oluşturduğu yönetim kurulu, Geçmiş dönem Dünya SKAL Başkanları, Hülya Aslantaş, Salih Çene, SKAL İstanbul Kulübü geçmiş dönem Başkanları, Bahar Birinci, Ata Eremsoy’un ve SKAL İstanbul Kulübü üyelerin, katıldığı zoom toplantıda Başkan Ayşe Önen açılış konuşması yaptı.
Başkan Ayşe Önen “Geçen ay geleneksel toplantımızdan çok olumlu geri dönüşler alınca motive olduk. Bu toplantımızda da yine çok önemli, hatta belki bu dönemin en önemli konusunda, uzman konuşmacılarla karşınızdayız. Turizm endüstrisinde; hijyen hep hayati öneme sahipti.
Hepimiz biliyoruz ki; müşteri ihtiyaç ve beklentileri sürekli değişim gösterse de, değişmeyen tek kriter Temizlik ve Hijyeni Covid-19 bu konunun önemini kat kat artırdı. Artık tüm paydaşlarımızla 360 derece hijyeni konuşmamız, uygulamamız gerek. Bu konuda bizlere yol göstermeleri için en doğru seçimin 95 yıllık geçmişi ile temizlik ve hijyen sektörünün öncüsü, değerli destekçimiz Diversey firması olduğuna karar verdik. Bizleri kırmadılar, sektörün tüm paydaşlarına dokunan bu hayati konu için, kapsamlı bir sunum yapmak üzere bugün aramızdalar. Aramiza katılmalarından dolayı teşekkür ediyor, sunumlarini yapmak uzere sözü konunun uzmanlarina bırakıyorum.”dedi
Önen “Sunum sonrasında, soru-cevap bölümümuz icin, sorularınızı chatbox’a yazabilisiniz, Bu bölümü, As başkanım Can Arınel koordine edecek.” Şeklinde açıklamalarda bulundu.
Temizlik ve dezenfeksiyonu aynı anda sağlayabilen, ürünlere sahip olan Diversey’in yöneticileri firmaları hakkında kapasite ve ekonomik bilgileri paylaştıkdan sonra; Diversey'in, koronavirüsle mücadele kapsamında önemli rol oynayan ürünleri tanıtdılar. Üniversite, hastane, aile sağlık merkezleri ve oteller gibi iş ortaklarına dezenfektan bağışında da bulunan Diversey, toplumu korumak ve sağlıklı bir yaşam sağlamak için ülkeye destek olmaya devam edeceklerini belirtdiler. Eğitim konusuna da değinen konuşmacılar, Turizme açılabilmemiz için sanitasyon ve hijyen gibi hertürlü hizmeti verebilebileceklerini açıkladılar.
Pandemi sonrası turizmde en önemli faktör olacağı otellere ve diğer hizmet sağlayıcılara Sertifikanın şart koşulu, seyahat edenlerin hijyen standartlarını sağlamalarına yardımcı olacağı gibi, alınan eğitimle daha kolay ve güvenilir bir dizi tedbirin sağlanacağı muhakkak.
Uluslararası sınırlar açıldığında yüksek hijyen standartlarının turizm için bir öncelik olacağı inancıyla, son zamanlarda konukların ve personelin sağlığını korumaya yönelik salgın sonrası temizlik ve sanitasyon protokolleri büyük otel zincirleri ve havayolları tarafından gerçekleştirilmektedir.
Pandemiyle en kötü etkilenen tüm büyük ekonomik sektörlerden biri olan turizme yeniden açılmamız için Oteller ve Turizm işletmelerine, restoranlara 130 dan fazla kriter içeren sertifikasyon programı geliştiren Turizm Bakanlığın yanı sıra, Turizm örgütlerinden SKAL İstanbul Kulübü gibi yapılan çalışmalar ve gösterdikleri çaba ile artan belirsizlik zemininde, güncel ve güvenilir destinasyonlarımız önem kazanabilecek.
SKAL İstanbul Kulübünün bu yararlı toplantı bilgilerini tüm Otel ve Turizm İşletmeleriyle ve hizmet sağlayıcılarıyla paylaşacaklarını bildirdiler.
yilmazparlar@yahoo.com
BİLİŞİM MÜZİK MODA SAĞLIK GIDA OTOMOTİV EMLAKKİTAP MAGAZİN SİNEMA KÜTÜR-SANAT GÜNCEL
KORONA (COVİD 19) Dünyayı Değiştirecek
Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Derneği, Argev Vakfı ve Türk Kuzey Kıbrıs Türk Ticaret Odası Genel Başkanlıklarını yürüten Prof. Dr. Uğur Özgöker, Korona Virüsü’ nün Etkilerini değerlendirdi.
Şu anda yaşanan krizin, 1929 ve 2008'den sonra görülen en büyük ekonomik kriz olduğunu söyleyen Prof. Dr. Uğur Özgöker;

“İlk İkisi de iktisadi krizdi. Birincisinin iktisadi ve mali tarafı vardı. İkincisi ise mali krizdi. Yani mortgage krizi. Aslında ikisini de Amerikan ekonomisi üretti. ABD, 1950-80 arasında dünya ekonomisinin yüzde 61'ne, tek başına sahipti ve kendi ihtiyacının çok daha fazlasını üretiyordu. Bu fazla üretimin diğer ülkelere satılması lazımdı. Durgunluk dönemlerinde ABD ürettiklerini satamadı ve mallar elinde kaldı. Fabrikalar durdu, stoklar arttı ve işsizlik hızla yükseldi. ABD’ de tasarrufların yüzde 70- 80'ni borsaya yönlendirildiği için borsa da çöktü. 1929 buhranının temel nedeniydi bu süreç. 2008’de de aynısı oldu. Tek bir farkla; 2008'deki krizi, ABD bilinçli olarak kendi yarattı. Çünkü Çin 2000'li yıllardan itibaren dünyanın üretim merkezi oldu. 2000 yılında ABD, Çin'i dünya ticaret örgütüne aldıktan sonra; ucuz iş gücü, ucuz hammadde sayesinde ve merdiven altı üretim sayesinde; Patent hakları, fikri mülkiyet hakları ve işçilerin maliyetleri, kaçak işçilerin çalıştırma ücreti ve maliyeti düşük olduğu için bütün dünyanın üretimi Çin'e kaydı. 2000 yılında Çin Dünya Ticaret Örgütüne alınınca tüm dünya pazarları Çin mallarına açıldı. Amerikan ve Avrupa firmaları da üretimlerini Çin'e kaydırdı. Çünkü Avrupa Birliği içinde ortak çevre politikası, ortak enerji politikasında çok sıkı kurallar var. AB’de firmalar, çevreyi kirletiyorsa, kimyasal salıyorsa çok büyük cezaları var ve bu firmalar kapatılıyordu. Bu yüzden ABD firmaları üretimlerini Çin'e kaydırdılar. Kendileri yüksek teknolojiye yöneldiler. Fakat Çin tahmin edilenden çok daha hızlı büyüdü. 1980'lerde dünyanın ilk 60 ekonomisinden biri iken Çin, 2000'lı yıllarda ilk 5'e girdi. 2010'da ikinci sıraya yükseldi. 2050'de dünyanın birinci ekonomisi olacağı hesaplanmaktadır.
Çin'deki büyük üretim patlamasından dolayı ve başta işgücü olmak üzere ucuz girdi maliyetlerinden ötürü araba, elektronik, dayanıklı tüketim malları ABD'deki maliyetinin de altında Çin'de üretilip nakliyesi dahil ABD'ye teslim edilebiliyor. Dolayısıyla ABD'de enerji ve çevre kanunlarına, patent kanunlarına, fikri mülkiyet kanunlarına, rekabet kanunlarına uymak için zaten eski teknolojiye dayanan klasik ağır sanayi sektörlerindeki üretimden vazgeçilmişti. Bu durumda da Amerikan pazarları Çin’ in eline geçti ve yılda 850 milyar dolar ABD Çin'e karşı dış ticaret açığı vermeye başladı. Bu miktar bütün Afrika ülkelerinin bir yılda ki bunların içinde Libya gibi Cezayir gibi petrol ve doğal gaz, Fas gibi fosfat, Güney Afrika Cumhuriyeti gibi elmas ve kömür, Angola gibi Kongo gibi bakır, kalay ve çinko zengini ülkeler dahil tamamının gayri safi milli hasılasından daha fazla bir parasal değere eşittir.
ABD Ekonomisi gibi dünya dünyanın en büyük ekonomisi bile bunu kaldıramadı. ABD ne yaptı? 2008'de mortgage krizi deyip Çinli firmaların, İran, Körfez ülkelerinin, Rusların, Suudi Arabistan'ın Amerikan bankalarındaki paraları bir gecede buharlaştırdı. Çinlilerin sadece ABD bankalarında 1 trilyon dolara yakın parası gitti. ABD bankalar battı dedi paraların üstüne yattı. ABD bunu bilerek yaptı ve 2 trilyon dolara yakın parayı iç etti ve dış ticaret açığını 10 yıl için kapatmış oldu. Şu anda aynı durum devam ediyor.
ABD-Çin ticaret savaşı, laboratuvarda yapılmış virüs ile çıkarılmak istenen bir ticaret savaşı mı? sorusunu akıllara getiriyor. Virüs, Ocak 2020’ de ilk olarak ABD'nin “Askeri Savaşta” olduğu İran'da ve ” Ticaret Savaşı” yürüttüğü Çin'de yayıldı. Bu doğru mu değil mi tam olarak bilmiyoruz ama mantıksız da değil. Ama bir gerçek var ki bu salgın dünya ekonomisini ve sağlık sektörünü berbat etti. Ticaret durdu, üretim durdu. Salgının başlangıcını 10 Mart olarak düşündüğümüz de ve hesapladığımızda dünya ticaretinde 2 veya 2 buçuk trilyon dolarlık bir gerileme olmuştur. Varsayımlara göre hareket ederek varsayalım Temmuz ayında bu salgın bitti. Temmuz'dan sonra ne olacak asıl soru bu? Bir kere dünya ticareti yüzde 60 civarında gerilemiş olacak. Normalde sadece ABD'nin GSMH 17 trilyon dolardır yani çok büyük çapta bir gerileme olacaktır.
Dünyanın petrol ve doğal gaz üretiminden kaynaklanan enerjisinin yüzde 40'na yakınını Çin tüketiyordu. Enerji ihtiyacı düştü ve petrol fiyatları 70 dolardan 25 dolara geriledi. Bu Türkiye açısından müspet bir şeydir. Çünkü biz sırf Rusya'dan yılda 55 milyar dolarlık doğal gaz, petrol alıyoruz, buna karşılık Rusya’ ya 5 milyar dolarlık ihracatımız var. En azından bu 50 milyar dolarlık dış ticaret açığımız azalacaktır. Genel olarak Dünya ekonomisi açısından enerji fiyatlarının düşmesi girdi maliyetlerinin azalması bakımından iyi bir şey ancak Rusya, Suudi Arabistan, İran ve körfez emirlikleri gibi ülkeler yani ekonomileri yüzde 90 oranında hidrokarbon ihracatına dayalı ülkeler çok büyük zarar görecek ve gelirleri düştüğü için ithalatları da çok azalacaktır. Yani temmuzdan sonra da birden bire kimse Dünya ticaret hacminin artmasını ve Dünya ekonomisinin düzelmesini beklemesin çünkü tarihteki diğer küresel iktisadi buhranların gösterdiği gibi bir kaç ay içinde küresel ekonomi toparlanamaz. 1929 Dünya Ekonomik Krizinin etkisi 10 yıl kadar sürmüş, nihayetinde 2. Dünya Savaşının çıkmasına neden olmuştur. Bu durum dünya ekonomisine büyük çapta bir darbe vuracaktır. Avrupa ülkeleri ve ABD'de işsizlik yüzde 15- 20'leri bulacaktır. Fabrikalar kapanacaktır. Global çapta İthalat ve ihracat düşecektir. Dış Ticarette korumacılık, gümrük duvarlarının yükseltilmesi, ithalat yasakları ve miktar kısıtlamaları ( kotalar ) gibi uluslararası ticareti kısıtlayan önlemler yeniden gündeme gelecek, Dünyada mal ve hizmet ticaretinin hacmi en az 10 yıl kadar geriye gidecektir. Biz ülke olarak bunu şu anda daha az hissediyoruz. Çünkü AB ile Gümrük Birliğimiz var, Çin, Rusya ve Orta-Doğu ülkeleri ile ticaretimiz devam ediyor. Ancak iç piyasa açısından çok ciddi ekonomik ve sosyal problemler çıkabilir. Bu hem dünya genelinde hem de Türkiye'de ortaya çıkabilecek olası sorunlardandır ve bundan kaçınmak da mümkün değildir. Temmuzdan itibaren işsizlik oranı ve kapanan işyeri sayısı çok büyük oranda artacaktır. Dolayısıyla çok daha fakir bir dünya bizi beklemektedir. Bu durumu öngörerek gerçekçi, sağlam temellere dayanan, geniş halk kitlelerinin desteğini alacak köklü Rekabetçi, İnovatif, Sürdürübilir, Girişimci stratejilere dayalı tedbirlerin hemen vakit geçirmeden alınarak uygulamaya sokulması gerekmektedir.” Şeklinde Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Derneği, Argev Vakfı ve Türk Kuzey Kıbrıs Türk Ticaret Odası Genel Başkanlıklarını yürüten Prof. Dr. Uğur Özgöker görüşlerini paylaştı.
yilmazparlar@yahoo.com